Ev kamyonun kasasına sığmaz, meçhule yolculukta… En uzakları arkada bırakırken
Delikli kaşkoller, eldivenlerle sarmalansak da titreyen gövdemiz
Geceyi dar eden ısırıcı rüzgârla yiter seslerdir
Babamlar, ölmüş siyasiler ve yabancı konuşup giderken
Çatılar, antenlerle bir yanda… Berisi muğlâk, karanlık… Deniz yosun üfler
Midemiz alev alır, sahte vanilya mıdır, asfalttan mıdır o demler
Sokak lambasına sığınmak mı, battaniye düşlemek mi ısıtır?
Minaresi yıkık, hayalleri sahipsiz… Güvercinler kanat vurur her daim kubbelerden
Güneşi getiren inatla… Etraf aydınlık görmemiş gözlerle dolar
Sabah ezanı kaçmış! Boşluktan keskin ufunet yükselirken
Komşuları hangi tanrı uyandırır… Sakalları tıraşlı, aksakça
Mağaralarından başkaldırmış… Seyrek dişleriyle bir şeyler gevelerler
Yalpalar… O sevimsiz, o berbat günler şimdileri
Nedense buradadır? Burnu damar damar, kafayı çekmiş akrabalar
Milletçe ukalâ, tanrıtanımaz, nemrut
Kibirleri nerelerden uzanır?
Sokağa alışmadan bulvarları arşınlar… Büyük gölge bırakan binalarla
Girişi mezar, çıkışı mahpus kasabada o demler
Musluklar ağır metal akardı, ırmağın kızıl kenarından
Faili meçhul cesetler sarkar… Talimden dönen, yorgun çeteler sendeler
Silahlar patlardı kendiliğinden yatsıları
Evlere kapanır
Devleti kapıda karşılardık pazarları
Balkondan dağın kırık tepesine bakar, bakır yıldızların kayışını seyrederdim
Yalan, asılsız… Martaval, güpegündüz!
Balkonları kuş boku kokar, her daim… Yakınına varılmaz yaz ayları… Sakın… Bundandı

Bir Cevap Yazın