Yazar: Mustafa Barış
“Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!”
Ahmet Haşim
Gecenin nasıl sabaha yaklaştığını anlamadı bile. Derin bir nefes aldıktan sonra tekerlekli koltuğuyla geriye doğru çekildi. Gözleri, karmakarışık masanın üzerinde ağır ağır dolaştı. Dizüstü bilgisayar, masa lambası, saat, kalemlik, öğrencilerin ödevleriyle dolu dosya yığınları. Boşalmaya yüz tutmuş çay bardağının yanında nihalenin üzerindeki ılık çaydanlık çalışma saatlerinin sessiz tanığıydı.
Karısı çalışma odasındaki koltukta uyuyakalmıştı. Uyandı. Kocasının örttüğü battaniyeyi üzerinden kaldırdı.
– Sen hala çalışıyor musun? Saat kaç?
– Üçe yaklaşıyor.
Yaklaştı, önce omzuna biraz masaj yaptı, önündeki satırlara şöyle bir göz attı, bir öpücük kondurduktan sonra yatak odasına doğru yönelirken yorumda bulundu:
– Masa ve çaydanlık ha! Russell’da bunlar birbirini tamamlayan düşünceler. İspat yükünü kim üstlenecek?
– Bir varlığın nasıllığı başka bir ispat, onun var olup olmaması başka bir ispat tarzı gerektiriyor. Senden şüphe etsem, az önceki öpücüğün varlığına delil.
– Beş duyuyu cebe koyduk. Devam et!
– Akıl sahibi olduğumdan da şüphe edemem.
– Doğruluğundan değil, o akıl verilerinin varlığından. Seninle evlenmemden bu sonucu çıkarmanı beklerdim…
Kocasının tüm gece çalışmasına alışıktı. Odasına girdi, belki bir saat kadar uyudu. Sahur hazırlığı için kalktı. Kerem ile Selim’i de kaldırdı.
– Haydi sahura. Sonra da doğru yatağa. Dinlenmen lazım.
– Haklısın. Nasıl, heyecan var mı, Kerem?
– Yok desem yalan olur.
– Son bir kez ezberlerini kontrol edelim mi?
– İyi olur baba.
Öğleye kadar hem kardeşi hem babasıyla hadis ezberlerinin üzerinden geçtiler.
Nihayet caminin kürsüsündeydi. Okulda yapılan geleneksel hadis ezberleme yarışmasının bir katılımcısıydı. Yarışma Ramazan’ın 27. gecesinde, yatsı namazı kılındıktan sonra başlamıştı. Yarışmacılar kura ile seçilen hadisleri kürsüden okuyup anlamlarını veriyorlardı. Tek hatası “hiçbir gölge olmadığı bir zamanda Allah’ın gölgesinde gölgelenecek olan yedi sınıf insandan” bahseden hadisi okurken çıktı. Fakat kürsüden inerken kalbine dokunan bir itminan duygusunu hissetti. Safta eski yerine oturdu. Bu sırada cemaatten biri yaklaştı ve ona küçük bir seccade hediye etti. Dikkati, dizlerinin üzerine koyduğu bu seccadeden ziyade arkadaşlarının okuyacağı hadislerdeydi. Yarışma bitti. Seccadeden başka bir ödül alamadı. Lakin buna üzülmedi de. Araçla eve dönerken seccadenin etiketi gözüne ilişti. Kim olduğunu bilemediği ve daha önce hiçbir etikette görmediği bir isim yazıyordu. Babasına gösterdi. Babası ve annesi birbirlerine şaşırarak baktılar. Sonra gülümsediler. El işlemeli etikette onun ismi vardı: “B. Russell”.


Bir Cevap Yazın