Aşıklar Durağı

Yazar: Amine Demir

Sahte kalabalıklara gülümseyen tomurcuk çiçeği. Soluk benizli ihtiyarlara en tazesinden yeis sunar ama yorgunluğu kabul edilmez, çünkü ruhu gençtir. Sevgisini sabah güneşiyle elekten geçirir. Bileklerinde akşamlar nöbet alır, nöbet devreder. Hayallerini tutamaz ki. Siyah koridorların duvarlarını korku kuşanır. Pencereler daima kapalıdır. Peki ama ne eksiktir gözlerinde, umut mu? Sanmam. Parmak uçlarında sevinirdi, gözyaşları duymasın diye. Yalnızlığı adımlarken dört kapı masalı kulağına çalınıyordu. Dört kapı masalı nedir bilir misiniz? Zamanın birinde Leyli isminde bir kadın bir gence âşık olmuş. Öyle böyle bir aşk değilmiş. Gece gündüz sevdiğini sayıklar olmuş. Kalbi derin yaralar içindeymiş. Sevdiğini gördüğü her köşede ağlarmış. Bakmış çaresi yok, susar olmuş. Derdini anlatmamış kimseye. Hastalanıp yatağa düşünce sevdiğinin haberi olmuş. Delikanlı ona demiş ki “Senin derdine şifa arayacağım. Diyar diyar gezeceğim şifa bulmadan dönmeyeceğim.” Ancak genç çıktığı bu yolculukta daha ilk diyarda bir kızla evlenmiş. Leyli’yi unutmuş. Leyli sevdiğini beklemiş, yıllar yılları kovalamış, ne gelen var ne giden. Sevdiğinin vefasız olduğunu anlamış. Onun tekrar dönebileceği yollara dört gizli kapı koymuş. Bu kapılardan birincisi; ağlayanlar kapısı, ikincisi susanlar kapısı, diğeri ayrılanlar kapısı ve sonuncusu kavuşanlar kapısı.

Birinci kapıdan geçen aşıklar görmüşler ki içeride gözyaşı nehrinin iki yakasında aşıklar varmış. Birbirlerine kavuşmak için çabalıyor, başaramayınca daha çok ağlıyorlar, onlar ağladıkça nehir daha da coşuyormuş. İlacı yanı başında olup içemeyen hasta gibi çırpınıp dururlarmış. İkinci kapı susanlar kapısı, içeride dalları göğe uzanan büyükçe bir ağaç varmış, üstü meyve dolu ancak meyvelerin hepsi çürümüş. Sallanan meyveler toprağa düşünce canlanıyor tazeleniyormuş. Üçüncü kapı ayrılanlar kapısı, içeride karanlık bir dağdan çıkan yılanlar gün ışığı görünce kuşa dönüşüp simurga uçarmış. Uçarken bazılarının kanatları kırılıp düşermiş. Dördüncü kapı kavuşanlar kapısı, en çok bu kapıyı saklarmış. Bu kapıdan girenler pek nadir oluyormuş. Aşıklar çetin yolları, tehlikeleri aşıp bu kapıdan girmeyi başarırmış. İçeride mis kokulu gül bahçesi, ayakları dikenlere bata bata yürüyen ama ah bile etmeden gülümseyen aşıklar varmış. Leyli bu son kapının önünde durur, sevdiğinin burada olup olmadığından emin olmak için gelenlere sualler sorarmış. Cevabı beğenirse içeri alırmış. Ama beğenmezse üçüncü kapıya hapsedermiş.

Ey aşk, kökünde öldürmeyen zehir, yaşatmayan şifa var. Ey aşk, denizleri içiren yine susuz bırakansın. Gündüz kör eden gece ağlatansın. Aşıkların sesleri, gülüşleri Leyli’yi mutlu edermiş ancak sadece sadakatli aşığın dördüncü kapıya girmesini istermiş. Günlerden bir gün tuti kuşu bu kapıları fark etmiş tüm kapıları gezdikten sonra merak etmiş, Leyli’ye sualler sormuş: “Neden iki nehrin kıyısında bekliyorlar, neden kavuşmuyorlar?”

Leyli cevap vermiş: “aşk ağlayanı güldürmez, gözyaşı sevdiğin yanında olmadan dinmez. Yarası kaşıdıkça kanayan ama kaşımaktan geri duramayan insan gibi.  Aşkları arttıkça ağlıyorlar ama ağladıkça kavuşamayacaklar.”  Tuti kuşu: “peki ya ikinci kapı, meyve dalda çürümüşken yerde nasıl yeşerir?”, “orası susanlar kapısıdır. Aşık sustukça dünyaya ait ne varsa çürür onun göğsünde. Hiçbir şey güldüremez, sevdiği olmadan içtiği su yaramaz. Ama kurtuluşu kendini yârinin toprağına bırakması ile olur. Ne zaman ruhunu aşka teslim eder. O zaman özgür olur. O zaman yeşerir, tazelenir. “Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez.”  

Tuti kuşu, Leyli’nin yakınındaki dala konar. “Üçüncü kapı nedir? Neden dağdan çıkan yılan kuş olur?”  “Ayrılanlar kapısıdır. Sevdiğinden gayrısından ayrılmadan yol alamazsın. Masivadan geçmeden ukbaya varamazsın. İçini temizlersen evvelin yılan olsa da kuş olup aşka uçarsın.”  “Son kapıdakilerin hallerini de anlat” “kavuşanlar kapısı, gül bahçesine girmek istersen ayaklarına dikenlerin batmasına razı olursun. Kavuşmak zahmet ister. Fedakârlık ister. Dikenli yolları gülerek aşmak ister. Gül olmak için evvel kül olmak gerek. En güzel kokulara sahip olman dikenlerinin olmayacağı anlamına gelmez.”

Leyli, tuti kuşunu yakalar. “Şimdi sorma sırası bende ama eğer bilemezsen aşk beni nasıl esir aldıysa bende seni alırım. Bana aşkı tarif et.”

Tuti kuşu: “Fuzuli’nin dediği gibidir aşk, ‘Dest busi arzusuyla ölürsem dostlar, kuze eylen toprağım sunun anınla yâre su.’

Eğer yârin elini öpme arzusuyla ölürsem dostlarım, mezar toprağımdan bir testi yapıp onunla yâre su verin. Böylece arzuma kavuşmuş olayım. Aşk kendini yâre toprak yapmaktır. Ateşe köz olmaktır. Gecenin alevli kandili, seherin yorgun rüzgârı olmaktır. Aşk son duraktır.”

Şimdi özgürsün.


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin