Yazar: Nuh Muaz Kapan
Şehrin karmaşası ve debdebesi içerisinde, gözlerimizin asfalt ve kaldırımın soluk rengine bakmaktan soğumuş bakışlarıyla geçiyor günlerimiz. Farkında olmuyoruz ne mevsimin ne insanların ne de kendimizin. Aslında farkında olmak adına nice mühim meseleleri göz ardı ediyoruz. Artık odağımızda başka meseleler var. Ki bu meseleler bizlere sadece belki de bir yetişkin oyunu olan meslek hayatımızda artılar katıyor. Artılar katılan hayatın elbette eksileri vardır. Hayat sadece eklemlenerek yaşanan bir hikâye mi?
Hayat bir hikâye gibi tanımlanabilir, evet. Peki, yaşadığımız bu hikâye kimin? Her birimiz kendi hikâyemizin kahramanı olacak hali yaşıyor muyuz? Yoksa hazır, güzel rollerin içerisinde nefes almaya mı çalışıyoruz? Hani bir kıyafet mağazasının deneme kabininde kaybedeceğimizi bilerek verdiğimiz mücadele gibi. Olmasa da bir kıyafeti oldurmaya çalışmak.
Bir mücadele içerisindeyiz aslında. Burada hayatın bize sunduğu imkânlar ile bizim hayatta ortaya koyduğumuz üslubumuz. Bu üsluplar destesi içerisinde günler, aylar, yıllar geçiyor. Geçip giden ömre bakarken ilişkilerin canlı olarak yaşadığını da unutmamak gerekiyor. Hayatın içerisinde bu duruma bir bakış atmak gerekir. Tefekkür etmek için bir durmak ve anlamlandırma uğraşısının içerisine kendimizi yerleştirmemiz lazım. Ben bunu bir sokakta oturduğum bankın üzerinden yazıyorum. Hepimiz gündelik hayatta aslında banklarda vakit geçiriyor ancak çok fazla etrafımıza dikkat etmiyoruz. Belki bunu okurken kiminiz bankta oturuyor olacaksınız. Okuduktan sonra bankta olmasanız da etrafınızda dönen hayata bir nazar etmenizi istirham ediyorum. Bir bakın insanların gözlerine, hayata verdiklerine, yıllarına ve kaygılarına…
Bir bankta oturuyorum ve burada oturmak bana benden önce uğrayan ne kadar insan varsa onları fısıldıyor. Bir heyecanını yaşayan, hüzünlenen, duymak istemeyeceği bir sözle yıkılan ya da anlamsız bir hayatın içinde debelenen kişiler olabilir bunlar. Kimi geçip gidiyor, kimi ise oturuyor. Ki bank bu… Her zaman bir oturanı vardır. Her uğramış olan bir hikâye bırakır. Hep hikâye oturan tarafta değildir ama bazen de oturup seyretmek gerek. Seyrederiz önümüzden gelip geçen hayatları. Hayatımız bir film şeridi olup geçmez ama hayatlar her biri bir film gibi yaşanmaktadır, görürüz onları. Ve yüzler, alışkanlıklar, yılların alışılmış sesleri ve birliktelikleri geçer giderler önümüzden.
Bir bank aynı zamanda sığınaktır. Gündüzünde ayrı gecesinde ayrı konukları olur ve gece misafirinin gözlerindeki nice hayal kırıklıkları doldurur bankın her köşesini. Bank dersin ne kuvvetli bankmış baksana insan kadar dert taşır hale gelmiş.
Bir bankta oturuyorum ve kulak kesiliyorum sesin sessiz tınısına. Ne kadar gürültü ile resmetsek de modern hayatı, insan vardır her ayrıntısında. Ki insanın olduğu her noktada bir tını bize kendini duyurmak için çabalar. Biz ya duyarız ya da gürültü der kaçarız.
Kaçış…
Bilmem ki?
Nereden, nereye?..


Yorum bırakın