Hayat: Bir Aramanın Adı

Yazar: Nuh Muaz Kapan

Hayatın aynadaki yansımasını görmek istiyorum.

Neden mi?

Hayat zaten yaşadığım şey değil mi? Şu an nefes aldığım, bu cümleleri yazdığım, zihnimde türlü düşüncelerin dönüp durduğu an… Evet, hayat burada. Ama bazen yaşarken bile hayatın dışında kalmış gibi hissediyorum. İçindeyim ama uzağındayım. Görüyormuşum gibi ama perde var arada. Belki de bu yüzden aynadaki yansımasını merak ediyorum. Acaba dışarıdan bakınca ne görünecek?

Yansıma her gözde başka bir biçim alır. Her bakış bir başka derinlik, her zihin bir başka pencere… Bu da çeşitliliğimizi, belki de insan olmanın en belirgin hâlini gösteriyor bize. Hayat, tek bir şey midir gerçekten? Herkesin baktığında farklı gördüğü bir şey tek olabilir mi? Yoksa hayat, tek ama sonsuz yansıması olan bir ayna mıdır?

Çeşitlilik içinde akıp giden bu yaşam, her gün biraz daha biriktiriyor bizi. Sabah oluyor, akşam oluyor. Bazen aynı cümleyi iki gün üst üste kuruyoruz: “Bugün de bitti.” Oysaki o biten yalnızca bir gün değil, biziz. Günlerin toplamı yaşımızı veriyor. Yaş dediğimiz şey, geçip gidenin arkamızda bıraktığı yankı belki. Ama o yankıyı duymadan sadece yürüyüp geçiyoruz çoğu zaman. İşte tam burada, hayatın tam ortasında, insan bir arayışa düşüyor.

Çünkü insan, dünyaya geldiği andan itibaren arar: kendini, anlamı, yönü, yurdu, Rabbi’ni… Ve bu arayış, aslında bir varoluş mücadelesidir. Belki de ömrümüz, bu mücadelenin yavaş yavaş görünür hâle gelmesidir. Kimi zaman bir ömür sürer bu görünme. Ama her hâlükârda dünya dediğimiz bu kısa gölgeli zaman, bu mücadeleyi vermeye değerdir.

Fakat hemen ardından sorular gelir:

Mücadelemiz neye ve ne kadara?
Nasıl bir arayıştayız?
Verdiğimiz mücadelenin soluğunu biz hangi kubbenin altında yaşatırız?
Yaşam ile ölüm arasında insanın dünyaya bırakacağı en mühim şey nedir?
Yoksa insan, dünyadan daha çok neyi alır da götürür?
Öldüğümüzde bizim anıldığımız hâl, hangi hâlin yansımasıdır?
İnsan, insan olmayı öğrenir mi?
Ve nihayetinde: İnsanı insan yapan nedir?

Sorular çoğaldıkça cevaplar da karmaşıklaşır. Ama bu karmaşa, gerçeği örten bir sis mi, yoksa anlamı doğuran bir sancı mı? Belki de aramak, her zaman bulmak için değildir. Bazen yolculuğun kendisi cevaptır. Çünkü bazen bir yöne yürümek, yönün kendisini inşa eder.

Hayat bu kadar karmaşık mı gerçekten? Yoksa biz mi ona böyle bakıyoruz?
Bir karıncanın toprakta sürdürdüğü mütevazı çaba, bir kuşun dalda tuttuğu denge, bir gölgenin ardımızdan bizi takip edişi… Hepsi yaşamak için verilen sade ama tutkulu mücadeleler. Ve biz, o sade gerçeklikler içinde anlamı ıskalıyoruz.

Iskalanmış hayatlarla örülü etrafımız.
Ve her geçen gün, saat, dakika… daha fazla insan, kendi içinin yörüngesinden uzaklaşıyor.
Düşünüyoruz, çalışıyoruz, çabalıyoruz ama çoğu zaman neden yaptığımızı unutarak…
Her çabanın elbette bir ürünü olur.
Ama her ürün bir anlam içerir mi?

Anlam, sadece üretmekle değil; niyetle kurulur.
Ve bazen bir anlam bırakmak, bir eser bırakmaktan daha fazlasıdır.
Çünkü insan, geride ne bıraktığından çok, neyin izini sürdüğüdür.

Ben bu hayatta bir şey anladım demeyeceğim.
Anlamıyorum da zaten.
Ama şunu biliyorum: Gördüğüm her şey, bir bütünün bana düşen temsili gibi.
Yaşam, belki de bize düşen yansıyı fark etmek…
Bir aynaya bakmak gibi… ama aynada sadece kendimizi değil,
içimizde büyüyen arayışı görmek gibi.

Hayat, sadece geçip giden bir vakit değil.
Hayat, üzerine düşünülen bir çağrı.
Ve o çağrının içindeki yankıdan seslenen soru:

Aradığın şey sen misin, yoksa sende gizlenmiş bir anlam mı?

Hayat, bir aramanın adıdır.
Ve arayan, cevaba ulaşmasa da artık susamaz.


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin