Yazar: Gürbüz Deniz
Sesi çınlıyordu. Çınlaması yankılanıyordu. Duacı/duahan keyifteydi. Onun duasının kabul olduğuna inancı tamdı. Çünkü en güçlü ses, en etkili retorik onundu. “İçten ve sessizce olması” onu tatmin etmiyordu. Yüksek sesle kime, neyi duyurmak istiyordu. İstekler yüksek düzeyde ve hiç indirim yapmıyordu. O bir heveskârdı.
O; toplumun önderi, en iyi bileni, en iyi konuşanıydı. O her şey olmalıydı. Büyük hedef, toplumun en mütevazisi de o olmalıydı. Ama yine de ona saygı, hürmet ve önünde el pençe divan durulmalıydı. Herkes onu taklit etmeli, ama kimse onu ondan daha iyi taklit etmemeliydi. “Hevasını ilah edinmek” ne demek…
En güzel yemekleri ve hatta en lezzetlilerini o yemeli. Hep yemeli, hiç doymamalıydı. Hep aç olmalıydı ki hep yiyebilsin. Dünyanın bütün iyi aşçıları ona hizmet etmeli. O yemeğe başlamadan kimse elini sofraya uzatmamalı. Ancak onun yediğini kimse yememeli, hissettiği lezzeti ise hiç kimse hissetmemeli. Bir tek o hisse sahip olmalı… Peki lezzeti hissetmeyene onun lezzetini nasıl anlatmalı… “Yiyin için israf etmeyin.” Eğer onun için ise orada israf, müsrif denen kavramlar ya da haller olmamalı…
Her şey onun olmalı, bütün güzel evler, arabalar, kadınlar ya da erkekler. Ondan daha iyisine sahip olanların sahip oldukları ya ticaret denen aletle ya da sömürüyle onun olmalıydı. Onun olunca her şey meşru kabul edilmeli… Bitmeden tükenmeden her şey onun olmalı. Oldukça olmalı ve hatta o olmasa da her şey onun olmalı. Söz de onun olmalı, iş de onun… O varsa her şey ancak ona hizmet etmek içindir. Çünkü onun bilgisi ve çalışması kadar kim bilebilir kim kazanabilir. O Karun’dan daha öndedir.
Her şeyi okumuştur, o okumadan kimse okumamalı. Her yazılanı da o yazmalı kalem defteri olmasa da… Hatta öyle okumalıdır ki bir şey yazılmadan onu o okumalı. O bilmeden kimse bilmemeli… Onun bilmediği hiçbir şey olmamalı. Bakanlar onun ağzına bakmalı. Bütün bilgi kemalleri onda olmalı. Her kitaptakini önce o bilmeli… Alemin muallimi o olmalı… Bütün kitaplar onun kitaplığında olmalı. “Kitap yüklü merkep” merkebi olan için geçerli ona, ne? Bilmek, hiçbir işe yaramasa da bilmek… İnanmasa, ahlaklı olmasa da o bilmelidir, zaten biliyordur. Cümleye kim başlarsa başlasın sonunu o getirmeli ‘ana fikri’.
En güzel, en yakışıklı o olmalı… Bütün markalar onun üstünde olmalı, vitrinler onu taklit etmeli… En naif kokular, parfümler o geçerken etrafa raiha salmalı. Ayakkabısı, pantolonu, özellikle de gömleği hiçbir mahlukat üzerinde bulunmamalı… Her şeyi o kullanmalı önce… Sonra kullananlara şöyle hitap etmeli; “onu ben daha önce elbette kullanmıştım.” “Kalıpları kalas/kütük gibidir, aleyhlerine bir söz duyunca, moralleri bozulur” kutlu söz onlarla ilgili olsa da ona ne? O bütün sözlerin de üzerindedir.
Ebedî yaşamak herkesin hayali. Ama heveskâr mutlaka ebedi yaşamalı, ebedi olmazsa bile en uzun ömür onun olmalı. Bütün deva saçan ilaç ve yiyeceklere o vakıf olmalı, ondan başka kimse bu işleri bilmemeli. Yüzü kırmızı, kolları ayakları kaslı, midesi her ne yerse eritmeli ve en önemlisi hiç hasta olmamalı, aynı zamanda hasta olanlar da ondan uzak tutulmalı…
Heveskârın karındaşı riyakârdır. Muhabbetleri kadim zamanlardan beri berdevamdır.


Yorum bırakın