Yazar: Birsen Harbi
قَالَ فَبِمَٓا اَغْوَيْتَنٖي لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقٖيمَ
Evet.
Zihnim gürlerken.
Yani düşünürken.
Düşünürken.
Farklı bir alemden, hiç tanıdık olmayan bir sesten,
tüm günahları birleştiren yırtıcı bir cümle.
Bu cümleyle,
insan yapımı, insandan yapılı şehrimdeyim.
Şehrimin, insanların ayaklarına yapışan caddelerinde
onlara dair bir tanım bulmak üzere…
Yürüyorum.
Yani düşünüyorum.
Sözcüklerin,
onların silik ve parça parça pozlarını
görüyorum ama birleştiremiyorum.
Belki henüz yürüdüğümden
ulanık ve bulanığım.
Ulanığım, çünkü
bir şairi o şiire götüren o ilk ilham nedir?
Merak ediyorum.
Bulanığım, çünkü
beni o şiirin o şairine götüren ilk merak nedir?
Anlamak istiyorum.
Bu aralıksız, derin ve renksiz filmin
sinematografisi nedir?
Anlatılsın istiyorum.
Anlatılsın!
Herhangi şeyleri kabul edip, aynı şeyleri aynı anda nasıl reddedersin?
Bu fiillerin sahiplerinin aynı kişi olduğunu nasıl kanıtlayabilirsin?
Birisi Kaf Dağı’nda
Birisi Tur Dağı’nda
Birisi Nur Dağı’nda
sen neredesin?
Birisi ve dağlar, anlatılsın!
Anlatılsın!
Nasıl başa çıkılır, anlatılsın!
Susmayı öğreten ve emreden o gürültülü anlatılmazlıkla.
Bir şey var içimde.
İçimin de içinde, derinde.
Tekrar eden kelimeler örüntüsünden şüpheleniyorum.
Bir bozukluk, bir çürüklük
bir fazla atardamar mı var?
Yoksa benim kalbim dört değil altı odacıklı mı?
Bir ciğer eksik, bir böbrek iflasta mı?
Omurgam düğümlü, kaslarım yırtık mı?
Bir bozukluk, bir çürüklük
gözlerim mi yalancı yoksa zihnim mi sahtekar?
Ben miyim bunların sahibi,
yoksa beynimin kıvrımları arasında gezinen kırkayaklar?
Şüpheleniyorum.
Ve düşünüyorum.
Düşünüyorum.
Bu hiçbir şeyin üstünde değil fakat
beni, beş duyumla ve beynimle ve gözlerimle ve ilhamla…
kavrayabildiğim her şeyin üzerine yükseltiyor.
Hiçbir Şey ve Her Şey…
Zıtlıklar Paradoksunun
magmaya sinip yeryüzünü beslediğini
Tanımsızların İradesinin
atmosferdeki oksijenle ters orantıda geliştiğini
bana evren öğretmedi.
Ki o da keşfedildiği kadar sürükleyici,
zamanın anlaşıldığı kadar büyüleyici.
Bana kutsal olan hiçbir şeyi
teoriler ve problemler öğretmedi.
İnsan eliyle icat edilmiş manalar
tanımlayamazlar beni.
Ben tanımların üstündeyim!
Hangisi cevap verebilir?
Zihnimden geçen sınır ötesi sorulara.
İçimde uyanacak en ufak duygu kırıntısına.
Ben tanımların üstündeyim!
Kim satmaya ikna edebilir ruhumdan bir parça?
kim korkutabilir beni,
kim aldatabilir beni,
Şeytan ayaklarımın altında, Cibril’den ayetler öğreniyorum.
Aşağılık değilim, yalnızca uçamıyorum.
Yürüyen, yüzen ve süzülen bana tabidir.
Magma, oksijen ve akıl bana tabidir.
Ben tanımların üstündeyim!
Ben,
kendi takvimimi icat ettim, zaman kölemdir.
Kendi silahımı yaptım, mekan kölemdir.
Kendi ayetlerimi yazdım, vicdan kölemdir.
Kendi resullerimi inşa ettim, kabileler kölemdir.
Tüm o Ensarlar ütopik bir uydurmaydı,
Muhacirin bu kürede yeri yoktur.
Muhacire, artık beğenmediğim bir geometrik kalıntıyı veririm
sonra tüm işkenceleri tecrübe ederim.
Tüm şeref madalyalarını ve yıldızları
onları en iyi öldürenle, onlardan en iyi ölene bahşederim.
Önce ruhları ifsat ettim, sonra hepsini iblise sundum.
Tüm vicdan muhakemelerini çekip aldım asırlardan.
Yüzyılların, ne kadar varsa
müsâlahalarının hepsine sahte damgası vurdum.
Ben,
kimsenin takvim yaprakları arasında, arasa da bulamayacağı
kimsenin kurtulmak istese de yakasını çekip alamayacağı,
kimsenin alnının akıyla namus, şeref ve onurdan muştulanamayacağı
kimsenin boynuna ve bileklerine bağlı zincirleri kıramayacağı
Düşmanı öldüren kahramanın düşman
Kahramanı öldüren düşmanın kahraman
yani herkesin birbiriyle bir kan davası güdeceği
O, pek çoklarının inanmadığı, pek çoğunun efsaneleştirdiği
Deccal’i kendi ellerimle varlığa kavuşturdum.
Ben, Tarih’i kurdum.
Tarih, katilin fahişesi, maktulün faciasıdır.
Ne mitleriniz ne meselleriniz ne destanlarınız
Ne de peygamber anlatılarınız…
Kabul görmez benim uzay-zamanımda.
Ben yaptım!
Ben tanımların üstündeyim!
Ben her şeyin üstündeyim!
Ben, böylece böyleyim.
Ben, öyleyim.
Öyle olmalıyım.
Ne veya kim durabilir karşımda?
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌؕ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُون
Neler anlatıyorsun böyle?
Ne anlıyorsun sanki tüm bu söylemlerden?
Sen her şeyin üstündesin, öyle mi?
O halde dön bir bak bakalım,
binlerce kafatasını
yüzlerce ilikle öre öre tırmandığın
zirveden aşağıya.
Yüksek ve Alçak, tekrar düşün bu kelimeler hakkında.
Çünkü sizler büyük isyanların mahirlerisiniz.
Ve kelimelere, onları böylece satın alabileceğiniz
anlamlar vermekte pek maharetlisiniz.
Magma ve oksijen arasında
toprağınızı, ağaçlarınızı ve çiçeklerinizi
döktüğünüz ve döktürdüğünüz
kanlarınızla sulayan sizler mi azizsiniz?
Birbiri gözyaşlarını damıtıp
birbiri korkularından güç alan sizler mi asilsiniz?
Şeytanın gözü ve meleğin kanadı arasında,
siz misiniz secde edilen yüce varlık?
Evet, çok marifetlisiniz, kutsal kitaplarda
ruhlarınıza yapılan övgülerin şairi olmakta.
Var mı ruhlarınız?
Nerede, mutlak masumiyetleriyle bilinçlerinizi ıslah edecek bilginleriniz?
Çünkü, ruhlarınızı arındıracaklara sihirbaz diyen sizlerdiniz.
Her biriniz en şiddetle sınanacağınız zaafınızdan,
Fıtratınızdan,
yakalandınız.
Şimdi, sen!
Hiçbir şeyden hoşlanmayan,
yürüyen,
arayan ve
düşünen varlık!
Fıtratını yeniden ve yeniden oku!
Magma ve oksijen
şeytan ve melek
arasında sen
Ruhun yoksa,
yalnızca ölümlü olmaktan ibaretsin.
Sinematografi?
Tarihin üzerinde bıraktığı travmadan başka “bir şey” değil!
Hem kurtul artık
rahime girdiğin ilk andan itibaren
fanteziye dönüştürdüğün efendi-köle tiyatrolarından.
Tarihi sen yapmadın.
Deccal nedir bilmezsin.
Bırak metaforları!
Tarih senin olmadı, hiç olmayacak.
O, seni kan ve demir kokan kollarına sardıkça
sen kandın onun tüm sanrılarına.
Sen zaman nedir bilmezsin.
Güneşin batımına kadar koşabildiğindir senin olan,
eğer çatlamazsan.
Boynunu, bedeninin kaldıramayacağı kadar uzatma
sürükleyici ve büyüleyici evrene.
Çünkü sen aşağılandığını ve alçaltıldığını zannediyorsun hep,
ne kadar Basit,
Aciz,
Hayalperest,
Müşkülperest,
Travmalı
bir Yaratık olduğunu duyunca…
Korkutuldun ve aldatıldın.
Fakat satma ruhunu tanımların buyruğuna.
Kibir seni de hadsizleştirmesin,
tarihin tüm yüzyıllarıyla şahitlik ettiği
yaşamış en hasen insanlar olan
peygamberler karşısında.
Nübüvvetlerine inansan da inanmasan da…
Yüzleş!
Belki başka bir anlatılırlığı vardır diye delirdiğin
tüm o anlatılmazlıklarla.
Her şey çok açık aslında.
Ve hiçbir şey çok seçik aslında.
Ben, nasıl da anlıyorum seni…
Ben kendimi anlıyorum, nasıl ki
konuşturdum seni.
Ey şizofreni!
Belki çözülür her şey,
susmayı öğreten ve emreden sesi dinlersem.
Duvarlar,
Yağmur,
Sisifos
ve
Ben
böyle öğrendik dervişten.
Zerdüşt’ün sırtındaki izler uzayabilir.
Buyurduklarının üzerine güneş doğabilir.
Sinematografi?
Zerdüşt’ün buyurdukları,
Dervişin buyuracaklarından,
daha uyanık değildir.


BİRSEN HARBİ için bir cevap yazın Cevabı iptal et