MUDÂREBE AHLAKI

Yazar: Feyza Nur Üstün

“…ve diğerleri, Allah’ın lütfunu aramak için yeryüzünde dolaşırlar…” (el-Müzzemmil, 73/20)

Bana kendimde en sevdiğim özelliğin ne olduğunu sorsanız, tereddütsüz yola çıkma cesareti derdim. İmkânsızlıkların içinde yola çıktığımda, ihtiyacım olan imkânların bana bu yolda sunulduğunu defalarca deneyimledim. Yola çıktıkça yeni insanlarla tanıştım, beklemediğim güzelliklerle karşılaştım. Bu yüzden yolda olmak benim için bir fiziksel hareketin ötesinde, bir nasiplenme süreci oldu.

Belki de bu yüzden İslami finansal araçlar içinde en çok ilgimi çeken mudârebe olmuştur. Çünkü mudârebe “yola çıkmak, yol gitmek” anlamlarına gelir ve rızık için yola çıkmayı, harekete geçmeyi esas alır. İnsan, yeryüzünde varlığını sürdürmek için rızkını arar ve bu arayış, ekonomik sistemleri şekillendirirken, ticaretin ve mülkiyetin temel anlayışlarını oluşturur. Ticaretin temel anlayışlarından olan mudârebe, bir tarafın sermaye, diğer tarafın ise emek koyduğu bir ortaklık modelidir. Mudârabe, durağan bir ekonomiyi değil, bereketli, sürdürülebilir bir ekonomiyi simgeler. Para, bir kasada bekleyerek değer kazanmaz; bilgi de zihinde saklanarak bir anlam ifade etmez. Bir tohumu toprağa ekmediğiniz sürece o tohumun içinde gizli olan hayat açığa çıkmaz. İşte mudârabe, parayı ve emeği bir araya getirerek onları dönüştürmenin adıdır.

Sermayesi olan ama onu değerlendirmeyi bilmeyen birinin, bilgisi ve emeği olan ancak sermayesi olmayan biriyle yollarının kesişmesi, bu sistemin ruhunu oluşturur. Bu buluşma, yalnızca bireysel bir kazanç değil, toplumun genel refahına da hizmet eder. Yani mudârabe, bireyleri zenginleştirirken toplumu da bereketlendiren bir mekanizmadır.

Burada, yalnızca ekonomik bir paylaşım değil, güvenin, ehliyetin ve dürüstlüğün belirleyici olduğu bir ahlaki yapı söz konusudur.  Mudârabenin ahlaki boyutunu anlamak için öncelikle onun iki temel bileşeni olan güven ve adalet kavramlarına odaklanmak gerekir. Bir kişi sermayesini, çalışkanlığına ve dürüstlüğüne inandığı bir başka kişiye emanet eder. Bu güven bağı, ticaretin temel yapı taşıdır. Ancak burada insanın nefsinin sınandığı ince bir çizgi vardır: Sermaye sahibi kazanca aşırı hırs gösterirse adaletten sapabilir, emek sahibi ise çaba harcamadan kazanç elde etmek isteyerek güveni suiistimal edebilir. İşte burada Allah’ın adalet sistemi devreye girer: “Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların mallarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak fenalık etmeyin.” (Araf, 7/85)

Bu ayet, mudarabe ortaklığının temel ahlaki ilkelerini de açıklar: Emanete ihanet etmemek, adaleti gözetmek ve güveni sarsmamak. Çünkü Allah’ın koyduğu iktisadi düzen, bireyin yalnızca kazanç elde etmesini değil, aynı zamanda ahlaki bir olgunluğa erişmesini de hedefler.

Modern dünyada mudarabe ahlakı, yalnızca finansal ortaklıklarda değil, insan ilişkilerinin tüm alanlarında kendini göstermelidir. İş dünyasında emek ve sermaye sahipleri arasında, sosyal hayatta güvene dayalı ilişkilerde ve hatta aile içi sorumluluklarda mudârabenin adalet ve güven ilkeleri kendini gösterir. Ne yazık ki günümüzde çoğu ekonomik model, yalnızca maddi kazanç odaklı şekillenmekte, ahlaki boyut göz ardı edilmektedir. Oysa Kur’an bize sürekli hatırlatır: “Allah, insanları zulmetmek için değil, adalet ve iyilik için yaratmıştır.” (Nahl, 16/90)

Tarih boyunca, ticaretin bereketi ve güvenin gücüyle nice medeniyetler yükseldi. Nice tüccarlar, yola çıkarken sadece para kazanmayı değil, insanları, kültürleri ve bilgileri buluşturmayı amaçladı. İslam dünyasında ticaret, sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda bir davet, bir ahlak ve bir medeniyet inşasıydı.

İnsan, yeryüzüne yalnızca bir misafir olarak gelmez; aynı zamanda bir yolcudur, bir arayış içindedir. Kimi rızkının peşinde, kimi ilmin, kimi ise yüreğine yerleşen büyük bir idealin peşindedir. Kimimiz uzak diyarların yollarını aşarken, kimimiz zihnin engin denizlerinde yol alır. Fakat ortak noktamız, hepimizin Allah’ın nimetlerini arıyor ve o nimetleri en güzel şekilde değerlendirmeye çalışıyor olmamızdır. İşte mudârabe, tam da bu yolculuğun ahlakını inşa eden bir anlayıştır.

Yaratana râm olmak, yola revan olmaktan, yaratılana yol olmaktan geçer. Zira bizler, yeryüzünde dolaşan ve Allah’ın lütfunu arayan yolcularız. İradesini kuşanan insan, Allah’ın mesajını, fıtratından gelen kodları doğru şekilde anlamlandırır ve buna uygun bir hayat sürer. Allah’ın rahmeti ve yardımı bize bu yolda güç verir. Büyüklerimizin rızası, darda kalanların duası, yetimlerin tebessümü eşlik eder bize yolda. Biz hak olanı irade edeceğiz, haktan olana razı olacağız.


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin