İmam-Hatip Liselerini Kim Öldürdü?

Yazar: İsmail Enver Akmeşe

Yazıya başlamadan önce şu konuları aydınlatmakta yarar var. Bu yazı kesin bir çözüm önerisi sunan veya sorunun akademik anlamda problemlerini çözen bir yazı değildir. Yinedergi’nin ilahiyat camiası menşeli bir dergi olduğunu bilerek sorunun tespitine yönelik yazılmış bir başlangıç yazısıdır. Bu yazı, öncelikle İmam-Hatip Liselerinde öğretmenliğim ve idareciliğim esnasında edindiğim izlenimleri içerir. Yine de eğitimin içinde bulunduğu problemlere yönelik bazı çözüm önerilerim olabilir. Bu çözüm önerilerine, yazının nihai amacının sorun tespiti olduğu göz önünde bulundurularak bakılmalıdır. Ki bu çözüm önerileri belki kullanışlı da olmayabilir. Çünkü eğitime yönelik yapılan işler, bir beden gibi, ilacı olduğunu düşündüğünüz şeyler bazen onun için işlevsiz kalabilir; bazen de yan etki yapabilir. Dışarıdan ve içeriden bakmakla yönetim kademelerinden bakmak arasındaki fark da göz ardı edilemez. Bakanlığın ya da idarecilerin yaptığı uygulamalar bizler açısından sorunmuş gibi göründüğü halde eğitim camiasının geneli adına ve zaman içerisinde alınan geri dönütlerin sonuçlarında bir iyileştirme olabilmesi de mümkündür. Bunların uzun vadede uzmanlar tarafından üzerine çalışılan, kafa yorulan konular olduğunu umuyorum.

Herkesin “nerede o eski İmam-Hatip nesli” dediğini duyar gibiyim. Bizim çocukluğumuzun dünyasıyla günümüzün dünyası arasında elbette farklar var. Ancak Fen Liselerinde gençlerin ilgi alanları değişmiş olmasına rağmen hala toplum nezdinde bir itibarı varken, günden güne İmam Hatip Liselerinin itibarı neden korunamamakta ve hatta itibarsızlaşmaktadır? Yazının temel sorusu budur. Kendi çocukluğuma gittiğimde ilkokulda aynı sınıfta okuduğumuz birçok arkadaşın ortaokula geçtikten sonra bir süre daha okuyup sonra çıraklığa gittiğini falan hatırlarım. Ben de ilkokulu bitirdikten hemen sonra o zamanlar meşhur olan Anadolu İmam Hatip Lisesini sınavla kazanmıştım. Anadolu İmam Hatibin o dönemki İngilizce eğitim anlayışının gerçekten çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Hatta İngilizce matematik dersi göreceğiz diye matematik kitapları almıştık. Reading, speaking, listening gibi derslerin alanında iyi diyebileceğimiz öğretmenler tarafından verildiğini, laboratuvarları kullandığımızı, bilgisayar sınıfımızı hatırlıyorum. Beden eğitimi derslerinin çoğunlukla sadece topu al oyna şeklinde yapılmadığı zamanlardı. Günümüzle asıl kıyası ve karşılaştırmayı bu nedenden dolayı o dönemle yapabiliriz. Öncelikle 28 Şubat süreciyle İmam Hatip Liselerinin ortaokul bölümlerinin kapatılması ve kat sayı engeliyle başlamış olan bozulma, okullarda günden güne düşen öğrenci sayıları, birçok başarılı İmam Hatip Lisesinin kapanma noktasına gelmesine sebep olmuştu. Sonrasında Ak Parti’nin uzunca yıllar engeller sebebiyle üniversite giriş sınavlarında katsayı engelini kaldıramaması da bu okullara ciddi bir zarar vermişti. Öğrencilerin ilahiyat harici başka bölümlere gidemediği bir süreçti. Günümüzde İmam Hatiplerin bu anlamda önleri açık, ancak başarı ne yazık ki beklenen gibi değil ve bu okulların öğrenci sayıları da günden güne düşmekte. Taşradaki gençlerin azaldığını göz önünde bulundursak bile, bir Anadolu Lisesine kayıt olan öğrenci sayısı faraza 5 sınıfken şu anda bu 4 sınıfa düşmektedir, peki 3 sınıf öğrenci alan bir İmam Hatip Lisesi neden 1 sınıfı bile doldurmakta zorlanmakta?Konuyu fazla uzatmadan, sorunun görünen yüzüyle yaşanan zaman içerisindeki problemleri maddeler halinde yazacağım.

1.     Taşrada İmam-Hatip Liselerine öğrenci bulunamıyor, öğrencilerin ilk tercihleri ailelerin eski Anadolu Lisesi kıvamında zannettikleri Anadolu Liselerine oluyor, kalan öğrencilerden bir kısmı da Meslek Liselerinin stajla beraber başlayıp para kazanmaları ve iş bulma olasılıkları sebebiyle meslek liselerine olabiliyor. Geriye Meslek liselerindeki ortamı iyi görmeyip, kötü alışkanlıklardan çocuklarını korumaya çalışan ailelerle, İmam Hatiplik mesleğine çocuklarını yönlendirmeye çalışan küçük bir kısım kalıyor.  

4.     Öğrenci sayısının çok olacağı düşünülerek küçük ilçelerde dahi büyük okullar yapıldı, okulların içerisi boş, bazılarının içerisinde başka okullar, ortaokullar ve hatta ilçe milli eğitim müdürlükleri var, buna rağmen boş kalan sınıflar mevcut. Bir ilçe 90’lı yıllardan önce kendi imkanlarıyla bir İmam Hatip Lisesi açmamışsa, İmam Hatip Lisesi kültürü olmayan bu ilçeye okullar gereksiz büyük kalıyor. Bu da İmam Hatip Lisesinin o bölgedeki itibarını zedeliyor, sadece sorunlu çocukların belki düzelir umuduyla toplandığı okullara dönüyor. 

5.     İmam-Hatip ortaokulundan mezun olan öğrenci liseyi İmam Hatipte okumak istemiyor. Meslek derslerinin her ne kadar öyle olmasa da Üniversite sınavına girişte sınava çalışma esnasında kendine engel olacağını düşünüyor.

6.     Ortaokul İmam Hatipten kalan bir kısım öğrencileri de başka okula gitmemesi için ilmi anlamda zorlayamıyoruz. İmam Hatip liseleri disiplinli okullar olarak bilinirdi eskiden, ancak şimdilerde çocukların sürekli mutlu olmak ve eğlenmek adına kurulu bir çağın eğitim sisteminin içerisinde disiplin kurmakta güçlük çekiliyor, öğrencinin öğrenmesine onu zorlamadan yardımcı olamıyoruz. Öğretilebilen bilgiler de sığ, yüzeysel ve pamuk ipliğine bağlı… Her an başka bir düşünceyle karşılaştığında kopabilecek kadar ince.

7.     Eğitimi ciddi anlamda aksatan şeylerden birisi de sürekli okulda yapılan programlar. Bu programlar nedeniyle eğitime odaklanamıyoruz, diyanet personellerinin yapmak istediği programlar, kalite takip sisteminin yapmamızı istediği etkinlikler nedeniyle birçok okul idareci bulmakta da zorlanıyor. 

8.     Proje İmam Hatiplere seçilen öğretmenlerin neye göre belirlendiği sarih bir şekilde açıklanmıyor. Genellikle Proje İmam Hatipler il merkezlerinde olduğu için de tanıdığı bir müdürü olmayan bir meslek dersleri öğretmeninin bütün yetkinliklerine rağmen merkezi bir okula gitmesi mümkün değil; zaten bu yüzden branş değiştirme oranları Din Kültürüne geçmek isteyen çok fazla öğretmen bulunmakta.

9.     Zamanı okuyamayan, geçmişin klasik kalıplarında kalmış öğretmenler yüzünden bazen öğrencileri biz de okuldan soğutabiliyoruz. Dini yaşayış planında kendi doğruları olan bir öğretmen mutedil bir yolda olmak yerine kendi din algısı ve yaşayışını öğrenciye dayatabilmektedir. 

10.  Fen Bilimleri Projesi uygulayan okullara yüksek derecelerle girmiş İmam Hatip öğrencileri başka alanlarda çalışacağını bildiği için meslek derslerini gereksiz görmektedir.

11.  Meslek dersleri öğretmenleri özel bir çabası olmamışsa Arapça bilmeden Arapça öğretmeye çalışmakta, öğretmenlere açılan mesleki kurslar yetersiz kalmakta veya takibi yapılamamaktadır. Arapça eğitimi verecek öğretmenden YDS dil şartı aranması ve dil derslerinin ek ders ücretinin yükseltilmesi bu anlamda öğretmeni istekli kılmak adına yapılabilir. Ayrıca bir meslek dersi öğretmeninin alanın tamamına hâkim olması beklenmekte ancak gerçekçi bakış açısıyla bu mümkün olmamaktadır. Fıkıh Hadis gibi branşlaşma bu konuda faydalı olabilir, ancak okullara talebin az olduğu yerlerde ders saatleri yetmeyeceği için uygulanması zor görünmektedir.

12.  Toplum nezdinde İmam Hatip Liselerinin çokluğunun ve ulaşılabilirliğinin artması bu liselerin itibarını azaltmaktadır. Velinin en son çözüm olarak İmam Hatibi görmesini desteklemektedir. Bütün okullarda yeterli din eğitimi veriliyor olsa ve İmam Hatiplerin vermesi planlanan din eğitimi ihtiyacı ortadan kaldırılsa, İmam Hatip Liselerinin kontenjanları düşürülse gerekli iyileşme belki sağlanabilir.

13.  İmam Hatipteki meslek dersleri öğretmenlerinin birçoğu dahi, yeterince başarılı görmediği ve ahlaki anlamda sorunlu olduğunu düşündüğü için bu okullara çocuğunu göndermek istemiyor ve bu sayı azımsanamayacak kadar çok. 

14.  Öğrencilerin içerisinde ciddi bir ateizme ve deizme yönelim gerçekten var. Sebepleri araştırılmalı. Özellikle çocuklar bizi (Müslümanları) beğenmiyor, açık açık dile getirmeseler bile dinin bizi geri bıraktığını düşünen, görünenden daha fazla öğrenci var, namaz kılan birisinin hayattan aldığı zevkin kısıtlı olduğunu düşünen ancak ifade etmeyen çok var, kimi zaman isimsiz düşüncelerini yazmasını istediğimiz mektuplarda çok fazla şey bulabiliyoruz.

15.  Öğrencilerin göçmenlere karşı tepkileri ırkçılık boyutunda çok aşırı. Sınıfta anlamsız konuşmalara muhatap olabiliyoruz, veda hutbesinden bahsedilirken ırkçılık yapılmaması anlamında müminler kardeştir dediğimizde, ‘Araplar benim kardeşim değildir’ sözünü az duymadık, özellikle bazı online oyunlar içerisinde bu bakış açısı çocuklara aşılanmakta. Yüzyıl önce aynı topraklardaydık dediğimiz öğrenci: “hocam biz Türküz, kaçmayız” kafasında. Ama sonra “Balkanlar, Kafkasya, Kırım, hatta Selanik yüzyıllarca Türk toprağıydı, birçok yeri bırakmak zorunda kaldık” deyince, “oradakiler Türk değildir” diyor. 

Maddeler çoğaltılabilir. Zümre toplantılarında konuşulanlardan bir derleme yaparak bu kadarını yazdım. Tabi öğretmenlerin de kendilerine göre dertleri var: Meslek dersleri öğretmenleri kültür dersi öğretmenleri gibi mi? Pansiyonda kaldığında çocukların namazlarıyla, ezberleriyle ilgilenirler, sohbet yaparlar, okulda ya da camilerde öğrencilerin kıldırdıkları Cuma namazlarını takip ederler, Kalite Takip Sistemindeki görevleri ve İmam Hatip Liselerine özgü programları gerçekleştirmeyle yükümlüdürler, bu anlamda çok görev düşse de Mesleki Teknik Anadolu lisesindeki meslek dersi öğretmenleriyle aynı ek dersi alamazlar.

Şu dönemde İmam Hatiplerin elde etmiş olduğu kazanımlar da göz ardı edilemez. Hatta genel olarak muhafazakâr olarak adlandırılan ailelerin devlet nezdindeki durumları da Ak Parti iktidarı döneminde ciddi iyileştirmelere sahne olmuştur. Ancak İmam-Hatipler, bizim gözbebeğimiz olan okullar, göz göre göre çürümekte, bir yerlerde sorun olduğu bariz bir şekilde görünmektedir. İstanbul’da ve birkaç büyük ilde nüfusun büyüklüğü itibariyle tercih edilen iyi İmam Hatip Liseleri var; bu anlamda İmam Hatip Liselerinin öldüğünü iddia etmek belki yersiz olur. Ancak eski zamanlarda Anadoludaki mahalli insanların bin bir emekle kurdukları, yeşerttikleri, çocuklarını okutmak için güvenli bir liman olarak gördükleri İmam-Hatipler bugün insanımıza aynı güveni telkin etmemektedir. Biz bazen meslek dersleri öğretmenleriyle kendi aramızda konuşurken, acaba diyoruz, 28 Şubattan daha çok bu okullara biz mi zarar verdik. Temel Dini Eğitimi almak isteyen tüm yurttaşların bunu lisede almasını sağlayıp, acaba imam hatiplere geçmişi okuyabilen, geleceğe de emin adımlarla yürüyen daha küçük bir alanda ihtiyaç kadar mı öğrenci alınsaydı? Adamakıllı eski Türk alfabesini öğrenip eski alfabe ile yazılmış matbu bir kitaba baktığında okuyabilecek, Türkçe de dahil üç dili iyi bir şekilde bilen, okuyan, konuşan gerçek din alimi yetiştirecek okullar olarak mı kalsaydı? Fen lisesinden çıkan bir öğrencinin kendi alanında iyi olduğunu varsayarız (eski kalite olmasa da). İmam Hatip Lisesi bitirmiş bir öğrencinin İktisat okuduğunda modern sistemler üzerine kafa yorabilen, İslam’ın çağa uygun bir ekonomi modelini sunabilecek, tıp okuduğunda günümüz tıbbının kapitalist ilaç satmaya yönelik adımlarına Müslüman bir bakış açısıyla bakabilecek, az ama nitelik olarak iyi bir İmam-Hatip nesli mi yetiştirseydik? Görevi sadece okula gelip gidip bir şekilde okulu bitiren bir İmam Hatip neslindense, millete böyle bir neslin faydası çok daha fazla olabilirdi. Çok geç olmadan İmam-Hatiplerin toplum nezdinde itibarını sağlayacak bir şeyler yapılmalı. Not: Eklemek istediğiniz şeyleri yorumlara yazabilirsiniz.

Görsel:https://www.facebook.com/groups/44615086894/posts/10159212099376895/?paipv=0&eav=AfbEWozxZLASObkMGVQP-O9bRbg7z8Dz9Vkni6LOfg8XKR0GYpPiq23S5ycgs3D4DC4&_rdr                                   


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yanıt

  1. Değerli Hocam muhtemelen aynı dönemlerde okumuş olmalıyız. Tespitleriniz benim gözlemlerimle uyuşuyor. Ben bütün bunların temelinde ülkemizdeki sorunun akışına bırakmamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. akışına bırakmak tabirini ben boşvermek, koyvermek anlamında kullanmıyorum. Akışına bırakmak mecraında gayet iyi bir şekilde giden düzen anlamında kullanıyorum. 28 Şubat öncesi gayet yerinde ve makul giden bir eğitim sistemi vardı. Maalesef o sistemi sırf İmam Hatiplerin önünü kesme pahasına çomak sokup mahvettiler. Sonra iktidar değişti. Ak Parti o makuliyeti tekrar yakalamak yerine bu sefer şehirlerin istek ve taleplerini, demografilerini göz ardı ederek adeta 28 Şubat’ın öcünü alırcasına her yere fazla fazla İhl veya İho açtı. Kalite düştü. Okullar yine karşı kesimlerin hedefi haline geldi. 28 Şubatta cüzzamlı muamelesi gören okullar, bu sefer torpilliler ne olacak muamelesi gördü. Ve yine insanlar tarafından ötekileştirildi. Halbuki makuliyet muhafaza edilip kaliteli, az ama öz sayıda okul açılsaydı okulların vekarı korunurdu. Yani yine akışa müdahale edildi. Akışla mücadeleye giriştiğinizde kazandığınızda kaybedersiniz. bunu unutmamak gerekir.

Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin