Yazar: Yasin Meral
Güven, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından ve paha biçilmez değerlerinden biridir. Akademi camiasının içerisinde olmamız sebebiyle son yıllarda başta üniversiteler olmak üzere akademik kurumlara olan güvenin azaldığına şahit olmaktayız. Bu yazıyı kaleme almamıza sebep olan hadise de yine akademik bir gelişmedir. Şu ana kadar tarafımızca TÜBİTAK’a yapılan proje başvurularımızda olumsuz cevap almadığımızı belirtmemiz gerekmektedir. Bu yazı, tarafımızca yaşanan bir mağduriyeti ifade etmek için değil, etrafımızda şahit olduğumuz TÜBİTAK ile ilgili şikayetleri dile getirmek amacıyla kaleme alınmaktadır.
TÜBİTAK, her yıl iki dönem halinde doktorasını yapmakta olan veya doktora sonrası araştırmacılar için yurt dışı burs ilanına çıkmaktadır. Eylül ayının ortasında TÜBİTAK 2214-A Yurt Dışı Doktora Sırası Araştırma Burs Programı 2023 Yılı 1. Dönem Burs sonuçları açıklandı. https://www.tubitak.gov.tr/sites/default/files/4000/2023-1.pdf Bu dönem için TÜBİTAK’a burs başvurusunda bulunan ve hatta projelerine yardımcı olmaya çalıştığım adaylar mevcuttu. Sonuçlar açıklandığında projelerinden haberdar olduğumuz meslektaşlarımızın başvurularının reddedildiğini öğrenmiş olduk. En azından kendi alanlarımızda güçlü gerekçelere sahip olduğunu düşündüğümüz projelerin reddedilmesi bizleri şaşırttı. Bununla birlikte diğer projelerin, tanıdığımız adayların sunduğu projelerden daha güçlü olması ihtimal dahilinde olduğu için ihtiyatlı davranmak gerektiğinin farkındaydık. Ayrıca deprem felaketi geçiren ülkemizin burslarda da kısıntıya gitmiş olabileceğini ve bu yüzden çok sınırlı düzeyde destek verilebileceğini düşündük. Desteklenen projeler ve kaç ay desteklendikleri TÜBİTAK tarafından açıklanıp, reddedilenlerin gerekçeleri de Ekim ayı başında adaylara iletilince bazı hususlarda gerekli hassasiyetin gösterilmediği kanısına vardık.
TÜBİTAK yurt dışı bursları, çalışılacak konu ile gidilecek kurum ve oradaki danışman hocanın arasındaki ilişki üzerine kuruludur. En yüksek düzeyde ilişki de sadece gidilecek kurum ve kişi değil aynı zamanda konunun gidilecek ülkeyle doğrudan alakalı olmasıdır. Böyle olması durumunda aday, sadece birlikte çalışacağı yurt dışı danışman ve kurumla sınırlı kalmayıp aynı zamanda o konularda yetkin başka uzmanlardan, kütüphanelerden ve arşivlerden de yararlanma fırsatı bulacaktır. Adayların desteklenmesindeki en önemli ve ideal olan kriter de budur. Bu sebeple adayın sunduğu projeyle gideceği ülke, kurum ve hoca arasındaki ilgililik oranı oldukça yüksek olmalıdır. Bir diğer ifadeyle adayın gitmek istediği kurum ve hoca, adayın çalışmasına önemli ölçüde katkı sunma potansiyeli taşımalıdır. Normal şartlar altında TÜBİTAK’ın projeleri kabul şartlarının merkezinde bu kriter yatmaktadır. İlahiyat Fakültesi projeleri üzerinden somut bir örnek vermek gerekirse; İngilizce Kur’an meallerindeki çeviri sorunları üzerine yapılan bir proje için İngiltere’den İngilizce Kur’an meali yazarı bir akademisyenden kabul mektubu alınmıştır. Proje İngilizce Kur’an mealleri üzerinedir ve gidilecek ülke İngiltere, çalışılacak yurt dışı danışman da İngilizce Kur’an meali yazarı bir akademisyendir. Bu tür bir örnekte ilgililik oranı fevkalade yüksektir. Bu durumda gerek projenin hakemliğini yapan akademisyenler gerekse TÜBİTAK, proje ile gidilecek yer arasındaki ilgililik oranının yüksekliğini dikkate almak durumundadır. Nitekim bu tür bir proje TÜBİTAK tarafından geçtiğimiz yıllarda isabetli bir kararla desteklenmiştir. Ancak bu dönem kabul alan projeler incelendiğinde, reddedilen bazı projelerle ilgili TÜBİTAK’ın “yurt dışına gitmeden de çalışılabilir” şeklindeki gerekçesinin her proje için işletilmediği görülmektedir. Bu da TÜBİTAK’ın proje ile gidilecek kurum arasındaki ilgililik oranına ne kadar sadık kaldığını sorgulamamıza sebep olmaktadır.
TÜBİTAK 2214-A Yurt Dışı Doktora Sırası Araştırma Burs Programı 2023 Yılı 1. Dönem Burs sonuçlarına baktığımızda burs başvurularında öncelenmesi umulan “çalışmasının bir bölümünü yurt dışında yürütmezse çalışması eksik kalacaktır” şeklindeki ideal ölçüte pek riayet edilmediği görülmektedir. Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri alanlarında proje adı ve gidilecek kurumlar arasındaki ilgililik oranını takdir etme salahiyetimiz bulunmamaktadır. Bu sebeple Sosyal Bilimler alanında TÜBİTAK tarafından desteklenen bazı projelere dikkat çekmek istiyoruz.

Tabloda listelediğimiz projelerin içeriklerine ulaşma imkânımız olsaydı daha derinlikli değerlendirme yapma imkânımız olurdu. Ancak projelerin isimleri üzerinden, gidilen kurum ve destek süresi dikkate alındığında garip bir tablo ortaya çıkmaktadır. Burada listelediğimiz konulardan çok daha güçlü ilgililik oranı olan ve yurt dışında yürütülmesi gereken projelere “yurt dışına çıkmadan da çalışabilir” gerekçesiyle red veren TÜBİTAK’ın Türk milletvekillerinin mesleki kariyerlerini İngiltere’de araştırması için bir adayı 12 aylığına desteklemesini izah etmeye gücümüz yetmemiştir. Türkiye’deki hanehalkı tipolojilerini İskoçya’da araştırması için adaya 12 ay destek verilmesi de izahtan aciz kaldığımız bir başka konudur. Bu dikkat çeken iki örneğin dışında yukarıdaki listede yer alan projeler de pekâlâ TÜBİTAK’ın kriterlerine göre “yurt dışına çıkmadan Türkiye’de çalışılabilir” türünden projelerdir.
Yukarıdaki tabloda verilen projeleri ilgili üniversitelerde farklı açılardan geliştirebilecek imkanlar olabileceğini inkâr edecek durumda değiliz. İlgili proje örneklerini açıkça belirtmekteki amacımız, asla proje sahiplerini hedef göstermek değildir. Bu meslektaşlarımızın bu yazımızdan ötürü mağdur olmamaları da en büyük dileğimizdir. Fakat bu listede yer alan projelerden daha fazla yurt dışında çalışmaya ihtiyaç duyulan projeler “Türkiye’de de çalışılabilir” şeklinde bir gerekçeyle reddedilirken yukarıda örnek olarak verdiğimiz türdeki projelere çok yüksek oranlarda destek verilmesi hakkaniyetli bir değerlendirme değildir. Bu noktada TÜBİTAK’ın hakemlerden gelen değerlendirmelerden sonraki safhalarda da daha dikkatli olması en büyük beklentimizdir.
Şu unutulmamalıdır ki akademik camiada kıskançlık çok yaygındır. Buna ilaveten ideolojik hastalıklar da olanca yoğunluğuyla var olmaya devam etmektedir. Bazı projelerin ilmî olmayan gerekçelerle reddedildiği bilinen bir gerçektir. İşin bu kısmı TÜBİTAK’ın değil, hakemlerin sorumluluğudur. Fakat TÜBİTAK, hakem safhasından sonra olabildiğince geniş katılımlı bir akademisyenler heyetiyle raporları da “değerlendirme” süzgecinden geçirmelidir. Bir diğer ifadeyle sadece adayın projesi değil, hakemlerin raporları da değerlendirilmelidir. Bu sürecin daha da profesyonel hale getirilerek adayların mülakata alınarak projelerinin dinlenilmesi hata riskini azaltacaktır. Kayıt altına alınacak mülakatlar vesilesiyle adaylar, projelerini daha iyi ifade etme imkânı bulabileceklerdir. Diğer taraftan 12 ay destekler yerine en uzun 8 aylık desteklerle yeni adaylara da burs desteği sağlanmasının gündeme alınması yerinde olacaktır.
Özetle, TÜBİTAK’ın burs desteklerinin değerlendirilmesinde sürecin daha hassas bir şekilde yürütülmesi adayların en büyük beklentisidir. Adaylar arasından projeleri ikna edici olmayan gerekçelerle reddedilenler ve kendilerinden daha az ilgili projelerin çok yüksek sürelerle desteklendiklerini görenler, bu ülkenin nadide kurumlarından TÜBİTAK’a karşı güven duygularını kaybetmektedirler. Bu durum, genç akademisyenleri bu ülkede (b)ilim yapmanın imkanını ve anlamını da sorgular hale getirebilmektedir. Bu konularda daha özen gösterilmesi ülkemizin değerli kurumlarına olan güvenimizin sarsılmaması adına önem arz etmektedir.


Yorum bırakın