Yazar: Hadi Ensar Ceylan
Küre Dağlarına adını veren ve bakır madeni ile meşhur olan küçük kasaba Küre’ye, lisedeyken bir aile dostunu ziyaret amacıyla seyahat etmiştik. Oldukça kısa süren bir seyahat olmasına rağmen Küre ve havalisi, coğrafyasıyla beni çok etkilemişti. O gün bugündür Küre Dağları hep aklımdaydı. “Türkiye’nin yağmur ormanları” benzetmesi ile anılan bu coğrafya, özellikle son yıllarda Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün götürdüğü hizmetler vesilesiyle kanyonlarıyla anılır olmuştu. Birkaç yıl önce bir televizyon programı sayesinde haberdar olduğum Horma Kanyonu bunların başlıcasıydı. Nihayet geçenlerde buraları görme fırsatım oldu. Daha önce Yinedergi’de Kapadokya için yazdığım notlara benzer şekilde bir Küre Dağları ve Kastamonu rotası paylaşmak istedim. Bu rotanın Küre Dağları ayağı doğal güzellikleri, Kastamonu ayağı ise tarih ve kültür güzelliklerini barındırıyor.
Horma Kanyonu, Ankara’dan çıkışla yaklaşık üç buçuk saatlik bir mesafede yer alıyor. Safranbolu üzerinden Eflani, ardından Pınarbaşı ilçesine varıyorsunuz. Horma Kanyonu ilçe merkezine oldukça yakın. Hafta sonları nispeten kalabalık olduğundan hafta içi erken saatte yola düşüp saat 9-10 civarı kanyona varmak en avantajlı zaman tercihi oluyor. Horma Kanyonu’nun özelliği, kanyonun içinden kayalar üzerine inşa edilen üç kilometrelik asma yolu yürüyerek geçebilmeniz. Asma yolun inşası için Milli Parklara ne kadar teşekkür edilse az. Bu doğal güzelliği, bu kadar güzel bir rota ile seyretmeye doyum olmuyor. Kendinizi bir hayal dünyasında zannediyorsunuz. Yürüme parkurunun sonu Ilıca Şelalesi’ne varıyor. Şelalenin önünde doğal bir havuz oluştuğundan yüzmeye uygun bir kıyafetle giderseniz suyun tadına varma imkânınız olduğunu da özellikle belirteyim. Tekrar aynı parkuru yürüyerek dönmek ya da Ilıca Köyü’nden taksiyle geri dönmek arasında tercihte bulunabilirsiniz. Çocuklu aileler için ikinci şıkkın ideal olduğunu söyleyebilirim.

Horma Kanyonu’nun ardından yirmi küsur kilometrelik bir mesafede bulunan Valla Kanyonu’na gitmelisiniz. Mesafe uzunluk olarak kısa gibi görünse de dağ yollarından gidildiğinden yaklaşık 45-50 dakikayı bulabiliyor. Valla Kanyonu’nun ayırıcı özelliği ise yüksekliği. Yine Milli Parkların yaptığı seyir terası, kanyonun tam ortasında tabir yerindeyse bir kartal yuvası üzerine konumlandırılmış. Seyir terasından, kanyonun dibindeki derenin coşkulu akışını seyredebiliyorsunuz. Tabi bacaklarınızın titremesi, müsaade ettiği ölçüde.

Horma ve Valla Kanyonlarının gezisi bir tam gününüzü alıyor. Gece konaklama için bir buçuk saatlik mesafede olan Safranbolu’ya dönmek, konaklama alternatiflerinin bolluğu açısından ideal. 1994 yılında Unesco Kültür Mirası Listesi’ne girmiş olan Safranbolu’yu zaten görmediyseniz, oraya dönmenizin vacip olduğu bile söylenebilir. Safranbolu’nun tarihi şehrinde rahatlıkla bir gününüzü geçirebilirsiniz.
Ertesi gün yine başka bir kanyonu görmek için Azdavay’a gitmenizi tavsiye ederim. Çatak Kanyonu, Türkiye’nin en yüksek cam terasından eşsiz bir vadi manzarası sunuyor. Burasının ayırıcı özelliği ise manzaranın genişliği. Sanki Küre Dağları Milli Parkı’nı panoramik olarak seyretmiş oluyorsunuz.

Küre Dağları Milli Parkı’nda görülecek pek çok yer var. Milli Parklar bölgenin haritasını çıkardığından benzer rotalar yapmak isteyenler için faydalı olabilir.

Azdavay’dan Karadeniz sahiline uzanmak isterseniz Cide ve İnebolu alternatif rotalar. Cide, Gideros koyu, kordon boyu sahili ve Karadeniz’in nadir kumsallarından biriyle öne çıkarken, İnebolu tarihî konaklarıyla size mimari bir zevk yaşatıyor. İnebolu’nda ayrıca Tevfikiye Camii görülmeli. 1908-1916 yılları arasında halk tarafından yaptırılan bu cami, bilhassa mihrabındaki çini süslemelerinin göz alıcı güzelliği ile mest ediyor.

Son durak Kastamonu. Anadolu’nun fethedildiği zamanlardan bu yana imar edilen bu güzide şehir, her dönemden tarihî yapılarıyla ve İç Anadolu’nun kuzeyinde yaygın olarak görülen ev mimarisiyle öne çıkıyor. Eğer tasavvufa ilgi duyuyorsanız ve “Huzur-ı Pîre yüz sür i’tilâ isterse vicdanın” diyen Süleyman Nazif’le aynı duyguları paylaşıyorsanız, günümüze değin ulaşmış Halveti yolunun en önemli temsilcilerinden, Hayreddin Tokadi hazretlerinin halefi Şeyh Şaban-ı Veli’nin dergâhı ayrıca zikre değer. Kalenin eteklerinde inşa edilen fetih camisi Atabey Gazi Camii’nin kitabesindeki hicri 672 tarihini okuduğunuzda, bu coğrafyaya ne zamandır kök saldığımıza dair bir bilince sahip oluyorsunuz. Caminin sol tarafındaki türbe, Orta Asya’dan buraya taşıdığımız mimari kültürü gözler önüne seriyor. Şehrin merkezine inip Yılanlı Külliyesi’ni ziyaret ettiğinizde ise hicri 671 tarihli kitabe burasının bimaristan olduğunu size söylüyor. Candaroğulları Beyliği’nin son hükümdarı İsmail Bey’in külliyesi, avlusundaki türbede yer alan taştan lahitlerle Sinop Ulu Camii’nin bir kardeşi. Hat sanatının taşa işlenmiş halinin bu erken ve eşsiz örneklerini kolay kolay başka yerlerde göremezsiniz. Mehmet Akif’in İstiklal Mücadelesi zamanlarındaki vaazlarıyla hafızalara kazınan Nasrullah Camii ve Yakup Ağa Külliyesi ise Osmanlı dönemi önemli yapılarından.





Geziyi tamamladıktan sonra varlığından haberdar olduğum, Kastamonu kırsalındaki Mahmutbey Camii’ni de aman unutmayın. Çünkü ahşap mimari unsurların kalem işleriyle bezendiği bu tarzı yaygın olarak ancak Maveraünnehir’de görebilirsiniz.
İyi seyirler…


Yorum bırakın