Sakarya

Yazar: Hadi Ensar Ceylan

Selim Erdoğan, Sakarya, İstanbul: Kronik, 2021.

Biz İslamcıların Cumhuriyet dönemi din politikaları hakkındaki kanaatleri, o yılları farklı boyutları ile değerlendirmemize çoğu zaman engel olmaktadır. Yeteri kadar bilinmediği ve değerlendirilmediğini düşündüğüm noktalardan biri de Milli Mücadele dönemidir. O yıllarda neredeyse tüm kesimleri ile milletin Mustafa Kemal ve silah arkadaşları etrafında nasıl kenetlendiği ve nice canlar feda edilerek ne tür zaferlerin kazanıldığı objektif bir şekilde ele alınmalıdır. Buna vesile olabilecek kıymetli çalışmalardan biri de Selim Erdoğan’ın Sakarya adlı kitabıdır.

Sakarya kitabının konusu, gün gün, cephe cephe Sakarya Meydan Muharebesi’nin nasıl meydana geldiğidir. Yazar, geniş özet sayılabilecek bir hacimde Sakarya’ya gelinen süreci de öncesinde ele alır. Böylelikle 1921 yılının genel manzarası hakkında da fikir sahibi oluyoruz.

Kitabın detaylarına geçmeden önce yazar hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum. Yazar, Çevrenin Siyasallaştırılması ve Ramsar Sözleşmesi Örneği başlıklı çalışmasıyla doktora payesi almış bir Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü çalışanı. Bu doktorası ona yetmemiş olacak ki Harp Coğrafyası alanında yeni bir doktora anlamına gelebilecek beş yıllık bir mesai ile bu kitabı vücuda getirmiş. Bu süre, çalışmanın ne kadar emek mahsulü olduğunu gösteriyor. Yazarın bu kitap için yaptığı saha çalışmalarının belki de en kıymetli sonucu, Sakarya Meydan Muharebesi’nde şehit düşen ama kayıtlara kayıp olarak geçen binlerce askerimizin şehitliklerinin tespitidir. Kendisine minnettarız.

Gelelim Sakarya Savaşı’na. Sakarya’nın, 1698 yılında Karlofça Antlaşması ile başlayan geri çekilme/toprak kaybı sürecini nihai olarak durduran savaş olduğunun öncelikle altı çizilmeli. Tıpkı Ankara-Eskişehir istikametinde Polatlı’nın çıkışındaki Kartaltepe üzerinde konumlanan Türk askerinin “Dur!” işareti yapması gibi bu savaşta askerlerimiz görünürde Yunanları, ama aslında İngilizleri durdurarak, düşmanı topraklarımızdan tümden atma sürecini başlatmıştır.

Her ne kadar Sakarya Savaşı dendiğinde Polatlı akla gelse de kitap sayesinde öğrendiğim en önemli noktalardan biri Haymana bölgesinin savaşın esas merkezi olmasıdır. Yunanlar 23 Ağustos 1921 tarihinde Haymana Mangal Dağı’na yaptıkları taarruzla savaşı başlatıyorlar. 10 Eylül’e gelene kadar savaş, ana hatlarıyla Haymana bölgesinden Yunan taarruzu ve Türklerin, meşhur “sathı müdafaası” ile geçer. Yunanların sonuç alamadıkları taarruzdan bitap düşmeleri neticesinde ise 10 Eylül tarihinde başlayıp üç gün süren Türk taarruzu başlayacaktır. Türk taarruzunun merkezi ise kuzey yönünden, yani Polatlı’dandır. Türk taarruzunun ilk gününde saat 14:30 sıralarında, bugün çok güzel bir anma parkının yapıldığı, Sakarya Ovası’na hâkim Duatepe düşmandan geri alınır. Üç günün sonunda artık Yunanlar, geldikleri gibi Sakarya Nehri’nin batısına çekilmiş olurlar. Savaşın bu kısa özetinde görüldüğü üzere esas mücadele, savunma anlamında güneyde, yani Haymana’da yapılmıştır. Burada savunmasıyla düşmanı canından bezdiren Türk askeri, son darbeyi kuzeyden, yani Polatlı’dan vurmuştur. Savaşın merkezinde olmasına rağmen Haymana’nın, günümüzdeki anmalar açısından da göz ardı edildiğini düşünüyorum. Polatlı merkezde büyük bir şehitlik ve Polatlı’nın Eskişehir istikameti çıkışındaki anma amaçlı çeşitli yerleşkelere rağmen Haymana’da bilebildiğim kadarıyla yalnız Mangal Dağı şehitliği bulunmaktadır. Hâlbuki Haymana’nın hatırasının da daha canlı şekilde yaşatılması gerekir.

Savaşı nasıl kazandık sorusunun cevabı, kitabın bütününden öğrendiğimiz en önemli noktalardan biridir. Savaşın henüz ilk günlerinde Mustafa Kemal’in, bugün Temelli’ye gelmeden sol tarafta kalan Alagöz Karargâhı’ndan verdiği “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” meşhur emrini hepimiz biliriz. Bu emir, cephe cephe vuruşarak geri çekilse de hiçbir zaman mukavemet etmekten vazgeçmeyen ordunun azmi ile hayata geçirilebilmiştir. Yunanlar Haymana bölgesinde hangi tepeyi ya da hangi vadiyi ele geçirseler hemen ardında mevzilenen ve terinin son damlasına kadar mücadele eden Türk askerini bulurlar. Öte yandan bugün Altay Tankları’na adını veren Fahrettin Altay Paşa’nın süvarileri ise cephe gerisinde Yunanlara verdikleri baskınlarla onları perişan ederler. Savaşın büyük çoğunluğunda kendisinin iki katı büyüklüğündeki Yunanlara karşı mücadele eden Türk ordusunun bu azmi, Müslümanların kâfirlere karşı bire iki oranında olsalar bile galip geleceklerine dair ilahi vaadin (8. Enfâl, 66) günümüzde somutlaşmış örneğidir.

Savaşın kahramanlarına da temas etmeliyiz. Kitapta isimleri en çok geçenler, çoğu binbaşı rütbesindeki alay komutanları, yani Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşı’ndaki konumunda olanlar. Sahada erleriyle birlikte mücadele veren bu komutanlardan pek çoğunu da şehit verdiğimizi öğreniyoruz. Sonra tümen komutanları, ardından grup komutanları: İzzettin Çalışlar, Selahattin Adil, Yusuf İzzet Met, Kemalettin Sami Gökçen, Fahrettin Altay, Halit Karsıalan ve Kazım Fikri Özalp. Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk. Kitapta “Mustafa Kemal ve silah arkadaşları” deyimine uygun şekilde bütün bu komutanların emeklerine şahit oluyoruz. Bu vesileyle temas etmek istediğim bir nokta var. İsmet Özel, Sakarya Meydan Muharebesi’nde Mustafa Kemal’in aktif bir rolü olmadığını, Fevzi Çakmak’ın komuta ettiğini söylese de kitapta hem Mustafa Kemal’in hem de Fevzi Çakmak’ın somut müdahalelerini ve taktik uygulamalarını görebiliyoruz.

Kitabın, savaşın tüm safhalarını detaylı anlatmasının okuyucuda bıraktığı izlerden biri de ne kadar zor şartlar altında bu mücadelelerin verilmiş olduğunun bilincine varmaktır. Uykusuz geçen geceler, yürünerek kat edilen kilometreler, mermi ve bombalar altında canhıraş kazılan siperler, yüklerin taşındığı tepeler, Yunan mezalimi altında can veren siviller… Tüm bunlar, gazi ve şehitlerimizin hatırasını şükran ve minnetle yaşatmamız gerektiğini bizlere öğütlüyor. Bu hissiyatı bizzat yerinde yaşamak için Alagöz Karargâh Müzesi, Polatlı Şehitlik, Duatepe, Kartaltepe ve Mangal Dağı Şehitlik ziyaretlerini tavsiye ederek yazıyı bitirmiş olalım.


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin