Yazar: Ömer Gülen
Tanrı içimize koyduğu ruhu kıskançlık derecesinde özler.
Yakup
“Güldüğünde ağlayabilirsin de” L’Étudiante Filminden
Hayatın kendisi dışında her şey küçüktür. Türümüzün dünya eğlencesi, bu gerçekle başlıyor. İroni kabuk bağlıyor iskelet üzerinde. Küçük şeyler, doğamızla uyumlu bir döngünün telaşıyla, burası dediğimiz yerin neresi olduğunu unutturuyor bize. Merak, sevinç ve hüzün sürüklüyor bedeni. Dünyanın bütün halleri ruhta birikiyor. İnsan varlığımızda bıkkınlık, umut sıkışmışlığı. Küçük şeylerin hayhuyu yaşamın kendisiymiş gibi. Ne şeyin küçüklüğü ne doğamız ne de dünya, bir uyumun ya da uyumsuzluğun dengiyle mukayyet. Kendimizin hiç olmadığı yerler için hayal kuruyoruz, unuttuklarımız melankolia. Biteviye düşler, evlilikler ve bir araba. Bankalarla sevişiyoruz. İmajlar, şehir nezaketi, ne de aptalmışım gerçekçiliği. Aktüalitenin her bir yerinde iktidar. Hep o aynı iktidar. Erosu, liberalizm ve muhafazakârlık olan İktidar. İslamcılar desem daha mı hoşunuza gider. Ah siz yok musunuz sevimli ülkücüler. İbn’i Teymiye’ler, Bacon’lar, akıl seviciliği. Gazali ile Muhammed’in dünya tasavvuru arasında ne kadar mesafe var? Buna İstanbullu beyzadeler cevap versin. Gönülleri dünya olan mistikler. Bakanlar ve Görmezler. Muaviyeciler, Atatürkçüler, Tayyipçiler. İsrail için Kürecik, Arap sermayesi için Çınarcık. Nato bezirgânlarının rengi neden hep yeşil. Bak bak, Abant’ta çalıştaya geç kalmış Bankacı Hayrettin.
Küçük şeyler, düşüşle başlar. Bir yılan, sarıp sarmalar ruhu. Bir tek şeyle o yılan, insan yazgısının bir parçası olarak, hazla, silahla, burası diyecektir o tek anlam. Nehirler ve dağ başları. Mağaralar, ikindi saatleri, kızıllığı son vaktin. Hikayemizde baş ağrıları, çocuklar, ölmüş diyesi bir âdem. Tarihin tini bir bedendir öykünür seçkin bir ruha. γνῶθι σεαυτόν. Kendini bilmek, eylem midir, özlem mi? Hep o aynı keder. Romalılar, Musevîler, Ortaçağlar. O yılan eski düşmanından tutku sahibi bir varlık yaratarak küçük şeylerin görünümünden büyük sanrılarla yeni bir sayfa açar tarihte. Dünya diye bilinen o yer şimdi neresi? Helios varlıkbilim içinde nerede durur? İnsanlar uyanış vaktine kadar bilgiyle mi tanımlamıştı varlığı yoksa anlamla mı? Sola scriptura, Sola fide, Sola gratia. Hermenötikler, epistemolojiler ve ding an sich. Bilgelik, ilerlemenin arkaik dönemlerine özgü bir aptallıktır şimdi. Sapera Aude: Kendin için değil ilerleme için. Dünya en gerçekçi haliyle bir üretim yeridir. Korkusuz gemiler, tren rayları, köprüler. Üretim için enerji, enerji için büyüsü bozulmuş bir doğa. Gelişim arabesk bir ruhtur, köylülükten beslenir batılılaşmayı besler. Dünya feodal bir köydür şimdi. Peygamberlerinden yoksun dinler bu köyün harcıâlem ruhsuzluğu. Güzellikten yoksun ağıtlar, iç geçirişler, krediler. Al takke ver külah. Küçük şeyler için herkesler bir avuntudur ya da bahane.
Bilinçten yoksun bilgi köleliktir, yönetim demokrasia. Demagogla demosun buluştuğu o yer küçük şeylerce belirlenir. Küçük şeylerdir bilinci ilginç hale getiren şeyler. Trablusgarp, Biladü’ş-Şam, Kudüs. Bu şehirlerin hatırasını bilinç mi hafızada tutar yoksa arşivde TRT’mi? Medeniyet derken kendini bulduğun cephe ihsansız süreyyasız sırmadan bir bilinç mi? Müslümanlar ölürken iki tarafta, tekbirler getiriyordu Rasim’le Pakdil Usta. Ama siz merak etmeyiniz ey liberal dünya. Güneyde Davutoğlu’nun yarıda bıraktığı işi kuzeyde tamamlayacak soydaş Zelenski. O zaman petrol, gaz ve genç kızlar sizindir. Geride bıraktığınız harabe şehirlerde yönetmenleriniz, adı “diktatörün günlüğü” olan savaş ve aşk konulu filmler çekebilir. Kaotik örgüsü doğu, ütopyası batı olan. O günlerde Alev Hanım, al atına binmiş koştururken ak bulvarda, Bağdat’tı, Arap baharıydı, Şam’dı unutuverdi büyük Ortadoğu şenliğini. Böyle bir merhametli sevgi en çok Ayşe Böhürleri memnun etti. Alev Hanım’ın entelektüel vicdanı hep temiz zihinden bahsetti. Ama kiri halının altına süpürmeyi hiç ihmal etmedi.
Küçük şeylerden ibaret, küçük adamların dünyası. Mutlular ve kazanmayı seviyorlar. Aynı şeylere gülüyorlar. Aynı merasimde bir dakika saygı duruşunda duruyorlar. Medeniyet dendi mi akıllarına aynı kıta geliyor. Sağ ve sol, ebemkuşağı, küşüm aydınlar, zırtapozlar. Biz buradan geri dönelim. Galatya şehrinin yükseklerine, kış saatleri. Kimsesizdik orada. Küçük şeylerin gölgesinde, ellerin sıcaklığı. Çarşılar, saat kuleleri, saksıda bir çiçek. Neysek oyduk, uyumsuz birer belki. Elma ağacı, dudu kuşu, akşam yürüyüşleri. Küçük aralık, sonsuzluk arzusu, vazgeçişler. Ruhta kabuk bağlamış küçük şeyler.


Yorum bırakın