Bir Kolaj Emekçisi Adam Curtis Üzerine: Seni Aklımdan Çıkaramıyorum


Yazar: Chimwemwe Brooks

Pandora’nın Kutusu[1] ile başlatabileceğimiz politik belgesel serisine beş yıllık bir aradan sonra güçlü bir anlatıyla geri dönen Adam Curtis Türkiye’de yeterince hakkı verilmemiş bir aydın. Biz de kolaj yapacak olursak “kendini dünya irfanına adamış bir mütecessis arşiv işçisi” diyebiliriz Curtis’e. Adı emperyalist sistemle müsemma BBC’nin içerisinde ses getiren aykırı bir yönetmenin son belgeseli üzerinden bir film tanıtımı olacak bu yazıda maksat ne yazarın biyografisine yoğunlaşmak, ne de anlatının tümünü burada özetlemek. Alegorilerden örülmüş BBC’nin zengin arşivini titizlikle yeniden üreten bir düşünürün tuhaf zamanlara dair serüvenine biraz ortak edip yine Anglo-Sakson dünyadan ödünç bir kavramla “düşünme gıdası” (food for thought)  sağlamak. Türkçede sınırlı çeviri ve mülakata konu olsa da felsefe ve sinematografik anlatımı mezceden Adam Curtis’i ilk kez duyanlar için verdiği mülakatı buraya bırakıyorum.[2]

Edebiyat eserlerinden ve müzik parçalarından isimler seçmeyi seven Curtis son belgeseli Can’t Get you Out of My Mind’de meşhur şarkıya[3] nazire yaparak aslında 1992’den bu yana “müesses nizam”ın yapı sökümünü yapmaya devam ediyor. The Living Dead, Century Of The Self , The Trap, Mayfair Affair, Hypernornmalisation ve diğer bir şaheseri olan The Power of Nightmares isimli belgesel serilerinde ele aldığı güç teorisi, sosyal ve biyolojik kontrol, psikoloji, propaganda, mukayeseli tarih ve iktisat teorileri üzerine güçlü bir kurgu inşa ediyor. Felsefe tahsili yapmış ve Foucault’nun sıkı takipçisi bir aydın olarak Curtis çoğunluğu BBC arşivlerindeki görsel malzeme ve eski filmlerde olmak üzere gün yüzüne çıkmamış ham materyalleri bu kurguda ustaca kullanıyor. Her belgesel serisinde yine efsane sayılabilecek müzik eserleri anlatısına ayrı bir güç katıyor. 2016 yılındaki yazısında kendi yaptığı geleneksel belgesel dilinin ana akım televizyon ve diğer sosyal platformlardan soyutlanıp festival ve dar bir sinema salonu kitlesine hitap ettiğini söyleyip takipçilerini şaşırtmıştı.[4] South Park gibi animasyonların başlı başına bir belgesel olması gerektiğini savunsa da Curtis kendi tarzını kabul ettirmiş kendi metin okuması ile zihinlerde iz bırakan iyi bir yönetmen.

Büyük ideolojik anlatıların kitlesel hareketlerine adam toplama ve bireyin kendini ispat etmesi ya da bireycilik akımı arasında gidip gelen yakın tarihin özetini yapıyor Curtis. Bunu komplo teorileri dışında anlatabilmek ise önemli bir başarı. Sömürge sonrası alan çalışmaları (post-kolonyalizm) ve neo-liberal iktisadi düzenin eleştirilerinde komplo teorileri serisi diye tanımlayabileceğimiz anlatı sadece Ortadoğu ve gelişmekte olan ülkelerde değil Batı’da da önemli bir alıcı kitlesi buluyor. Ancak yerleşik düzen komplo teorilerini yine nihai olarak dönüştürüp söz söyleme gücünü ve kontrol sistemine bir araç olarak eklemlemeyi başarıyor. Esas hikayesi bu serinin.

Curtis kolaj tekniğinin belki de en büyük olumsuzluğu olabilecek “eklektik bir anlatı” olma tehlikesini bertaraf ederek orijinal bir mesaj veriyor. Ana akım medyanın çok değil elli altmış yıl önceki ürünlerindeki gerçeklikleri bütünsel biçimde anlamanın bile komplolara ihtiyaç duymadan güç ilişkilerini anlamaya yeterli olacağını vurguluyor. Bunu anlatırken ekranda kimi zaman çok bilindik isimleri görürken Curtis, dönemine damga vurmuş ama güncel hafızada göz önünde olmayan kişilerin hikayesini veriyor. İletişim teorisi ile ilgilenenler için başyapıtlardan biri olacak bu seri hakkında uzunca bir girişten sonra göç, diaspora, ırkçılık, yükselen sağ milliyetçi popülizm, sosyal medya, insani yardım, modern İslami hareketler ve cihatçılık ideolojisi üzerine akılda kalanlara dair birkaç şey söylemek istiyorum.

Başta da belirttiğim üzere her biri 90 ila 120 dakikaya uzanan altı bölümü (1. Bloodshed on Wolf Mountain, 2. Shooting and F**king are the Same Thing, 3. Money Changes Everything, 4.But What If the People are Stupid, 5. The Lordly Ones, 6. Are We Pigeon? Or Are We Dancer?)[5] özetlemek ve alıntılar vermek yerine kişisel hikayelerin izini sürelim.[6]

İlk anlatı Jiang Qing ya da bilinen adıyla Madame Mao’nun 1930’larda oynadığı bir filmle başlıyor. Çin Devrimi sonrasında Mao’nun ölmeden önceki son on yılına damga vuran ve yine Türkiye’de pek üstüne çalışılmamış Kültür Devrimi (1966-76)’nin mimarı Qing’in manipülasyonları ve güç mücadelesi başarılı biçimde veriliyor. İlerleyen bölümlerde Komünizm gibi güçlü hikayelerin yerini para ve tüketimin aldığı akışı çarpıcı kesitlerle veriyor Curtis. Kayıp bir nesil oluşturan deneyimden tüketim ve üretim için acımasız kontrol sistemleri inşa eden Çin’in yükselen kapitalizm hikayesi seri boyunca devam ediyor. Rant üzerine yükselen Çin hikayesi yolsuzlukla el ele gidiyor aslında.  Kışa dönen Arap Baharı protestolarının öncüsü sayılabilecek Tiannanmen olaylarına da bu akışta yer veriyor. “Eski hayaletleri diriltmeye” dayalı bir hareket olan Kültür Devrimi kopuşu ve sonrasında restorasyonunu iyi anlatan Curtis güncel bir konu olan yeniden eğitim kampları ve Çin’in Uygur mezalimine de gerçekçi bir açıklama sağlıyor. Yüz tanımadan çeşitli gözetleme mekanizmalarına kadar bir tür “makbul vatandaş üretimi” ve bu sistemi üretirken veri akışını yine insanların kendi elleriyle nasıl sağladığını irdeliyor. Aynı zamanda sosyal medya paylaşımları ve tüketim kalıpları gibi metotlarıyla geri bildirim üzerine kurulu sistemi başarılı biçimde anlatıyor. Bizleri gelecekte de çokça meşgul edecek devletlerin algoritmalar üzerine kurulu idare sistemi ve sosyal kredi gibi ütopik ödül ceza mekanizmalarını anlamamıza yardımcı oluyor.

Geçtiğimiz yıl ABD’de hız kazanan Siyah Hayatlar Önemlidir (Black Lives Matter) hareketiyle yeniden alevlenen ırkçılık tartışmalarına hem ABD’den hem de İngiltere’den iki hikaye karşımıza geliyor belgeselde. Siyah Panterler hareketi (Black Panthers) kurucularından aktivist Afeni Shakur’un röportajlarıyla başlayan anlatı Amerikalı Rapçi Tupack Shakur’un hikayesi üzerinden önemli bir mesaj veriyor. Topluca hapis etme sistemi (mass incarceration)  uyuşturucu, şiddet ve suç sarmalının genel norm; başarı hikayelerinin ise istisna olduğu toplumda siyahi azınlıkların açmazını gözler önüne seriyor. Radikal politik hareketlerin çöküşü, karizmatik liderlerin kaybolmasıyla popüler kültüre sıkışan ve ara ara ırkçı cinayetlerle hatırlanan Afro-Amerikanların sağ ırkçı hareketler ve siyasetçiler eliyle manipülasyonunu iyi özetliyor. En sonunda sınıf ve grup bilincinin parçalanması eli boş biçimde başa dönme duygusunu İngiltere’de de süren Curtis, Michael de Freitas ya da popüler adıyla Micheal X gibi pek bilinmeyen bir figürün hikayesini de ustaca işliyor. Müzik dünyasının bilindik isimleri Yoko ve John Lennon ile kesişen hikayede İngiliz toplumunda yerleşik ırkçı kalıpları aşamayan suça yönelip mafya tarzı bir yapıya evrilen hikaye birkaç bölümde işlenmeye devam ediyor. İngiltere’de siyahi kurtuluş hareketinin öncüsü Micheal Abdulmalik’in, isim babası Malcolm X gibi hazin biten hikayesi ilginç kesitler sunuyor.

Diğer bir otoriter rejim Sovyetlerin mirasçısı Rusya’dan da hikayeler eksik değil bu seride. Doğu bloğunun çöküşü sonrasında Rus para babaları oligarkların çıkışı ve başarısız piyasa ekonomisine geçiş süreci “şok terapisi” ile sonuçlanırken modern dönemin en dayanıklı otokratlarından biri olan Putin’in yükselişi başarılı biçimde anlatılıyor. Aynı zamanda anlatıda Edward Limonov gibi tuhaf bir isim karşılıyor bizi. Ukrayna’dan başlayıp New York, Paris ve Moskova’ya uzanan hikayede en ilginç görüntüler Limonov’un Bosna Savaşında Sırp kasap Radovan Karadzic ile görüşmesi ve Saraybosna’ya kuşatma esnasında Çetniklerle beraber sıktığı kurşunlar olarak hafızalarda yer ediyor.[7] Bugün marjinal bir harekete öncülük eden Limonov’un anlamsız bir hedonizmden devrimcilik ve kurtuluş fikriyatına, sonrasında popülist bir ırkçılığa yönelen hikayesi pek çok ülkeden tanıdık simaları akla getirmiyor değil.

Curtis 70’lerde başlayıp soğuk savaş yıllarında hız kazanan insani yardım dünyasına da ciddi eleştiriler getiriyor. Yardımların ve hümanizmin serencamına dair ilgililerine izlemek üzere bir başka belgeseli buraya bırakıyorum.[8] Sınır Tanımayan Doktorların kurucusu Bernard Kouchner ile Afrika için yardım konserleriyle bilinen aktivist sanatçı Bob Geldof’un portreleriyle bu hikayede ilginç detaylar var.  Vietnam Savaşı’ndaki göç, Etiyopya İç Savaşı ve zihinlere kazınan kıtlık ile Afrika üzerine yeniden düşündürecek malzemeleri sıralıyor Curtis. Kitlesel yardım hareketlerinin ve buna öncülük edenlerin hikayesi bir taraftan bugünün göçmen hareketlerine karşı düşmanca, devam eden iç savaşlara karşı da umarsızca davranan aynı kitleleri karşılaştırma imkanı sağlıyor. Kendini iyi hissetmek adına nelere payanda olduklarının farkında olmadan hareket eden popüler hareketlerin tehlikesine işaret ediyor. Bu yakın tarihi izleyince ne de olsa konfor anahtar kelime diyor insan. Bugün Akdeniz’de yaşanan günlük göç faciaları rahatsız etmesin, gözlerden ırak olsun ta ki bir yardım kampanyasına “iyilik hareketine” malzeme oluncaya kadar.

FKÖ gibi devrimci kurtuluş hareketlerinden IŞİD ve Afgan Cihadına uzanan başka bir çizgide Curtis yine ilginç isimleri bir araya getirerek anlatısını sürdürüyor. Baader–Meinhof ya da bilinen adıyla Alman Kızılordu Örgütü’nün[9] liderlerinden Andreas Baader’i FKÖ kamplarından anekdotla süsleyip bölümlerden birine isim yapması ironik bir mesaj veriyor. Curtis buradan kritik bir dönüm noktası 11 Eylül ve Afganistan’a geliyor. Bugün Guantanamo’da tutulan  Abu Zubaidah’nin serüveni üzerinden önce Suudi Arabistan’daki sosyal çürüme  ve petro-dolar hikayesine geçiyor. İstihbarat örgütlerinin ve Bush ile Blair gibi politikacıların toplumsal destek sağlama uğruna ne tür manipülasyonlara başvurduklarını anlatıyor. Curtis Irak işgali ve IŞİD üzerinden bu bilgi kirliliğinin hem komplo teorilerini besleyen hem de ordu ve istihbarat kurumlarına hesapsız bir alan açacak işkence ve dehşet kurgulamasının arka planına yer veriyor.

İngiltere’de üretilen serinin bu dili konuşan kitleye hitap etmesi nedeniyle İngiltere’nin ikinci dünya savaşı sonrası politik ortam ve yine aynı dönem Amerikan iç politikasına dair iki kopuşa detaylı değinmesini doğal karşılamak gerekir. Donald Trump’ın seçimleri kazanması ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışı (Brexit) süreçlerini tahlil eden Curtis burada politik ve biyolojik kontrolden medya ve bilgi kontrolüne dair esaslı açıklamalarda bulunuyor. Illuminati’den başlayıp Kennedy Suikasti ile devam eden en son Trump taraftarlarının Kongre baskınına kadar uzanan QAnon komplo teorisinin[10] ortaya çıkışını Kennedy suikasti, Kerry Thornley ve Operation Mindf..k[11] üzerinden anlatan Curtis bireylerin öz güvenini çalan ve onları evcilleştiren bir işlev gören bu teorilerin tarihine dair en detaylı incelemelerinden birini bu seride yapıyor.

Yukarıda siyahi hareketlerde değindiğimiz madde bağımlılığının bir farklı boyutunu ilaç bağımlılığı ile bu kez Amerikan orta sınıfı üzerinden anlatmaya devam ediyor. Prozac Nation adıyla kapak olan önce Valium gibi ilaçlarla başlayıp devam eden ilaç tüketimi ile biyokontrol mekanizmalarına ışık yakıyor.  Bunları yaparken toplumsal mühendislik çabalarını davranış modellemesi, büyük veri işleme (big data) kavramlarıyla açıklamaya devam ediyor. İnternet düzenine doğru hikayesini genişletirken Kaos (Chaos Theory)[12] ve Karmaşa Teorisi (Complexity Theory)[13] üzerine Murray Gell-man analizleri gerçekten çarpıcı bilgiler sunuyor bizlere. Burada insanoğlunun temelde irrasyonel, eylemlerini tam olarak kontrol etmeyen ve kolayca manipüle edilebilen bir varlık olduğu görüşünden yola çıkarak onu kontrole yönelik mekanizmaların çıkışına bakıyor. Curtis teknokrat elitler ve bunlara güç sağlayan politikacıların ellerinden geldiğince çok veri toplama ve statükoyu ayakta tutma çabalarını dile getiriyor.

Son olarak bu sistemlerin ortaya çıkışından ziyade kim faydalanıyor? diye soran Curtis sözü Google ve bilgi devrimi ile bağımsız bireylerin bilgiye erişimi ve yeniden üretimiyle özgürleştirmek hayalinin nasıl bir izleme ve kontrol mekanizması inşa ettiğine getiriyor. 11 Eylül’ün gelişinin tahmin edilememesi kişisel verilerin paylaşımı ve izleme sistemini bir güvenlikleştirme  (securitization)[14]  kalıbına dökmek için fırsat yaratıyor.  Bu toplanan verileri en son Cambridge Analytica skandalı[15] olmak üzere güdüleme programları ve veri toplama ve yapay zekanın gidişatına dair önemli ip uçları veriyor.

Bilgi kirliliği ve şüphenin hakim olduğu günümüzde 2008 Finansal Kriz büyük skandallarının ifşasının da artık toplumda bir tepkiye yol açmamasına değinen Curtis Batılı demokrasilerde vatandaşa hesap verme ve idarecilerin denetim mekanizmalarının aşındığını belirtiyor.  Diğer taraftan toplumsal travmaları elitleri ortadan kaldırmak için kullanan popülizm Putin ve Trump gibi liderlerin üzerinden yükseliyor. Kişisel kültleri üzerine inşa ettikleri gerçeklik sonrası bu çağda (post-truth age) yine de bir umut ışığı yakıyor. İşçi sınıfının organize olduğu; sosyal haklar, azınlık ve kadın hakları ile temel hak ve özgürlüklerin demokratik toplumlarda karar süreçlerine etki ettiği olumlu devrimlerin de yaşandığını hatırlatıyor. Histeri ve şüphenin yüceltilerek bu duygulardan oluşan dalga üzerinde tabir yerindeyse sörf yapan yeni bir yönetişim sisteminin kurulduğu bir kabusa işaret ediyor Curtis. Toplumsal mühendislik ürünü karşı çıktığı görüşler gibi viral içeriklerin esiri nostalji, korku, kıskançlık, şiddet ve erotizm duygularıyla güdülenen bir topluma reçete yazmak istemiyor. Gelecekten korkan ve endişeli ve belirsizlikten beslenen bireylere esaslı bir güven inşa edecek örgütlenmeler; bunların yolunu açacak berrak tartışmalar ve belki de en önemlisi açıkça gözümüzün önünde akıp giden hakikatleri bir araya getirip ayık biçimde aklımızdan hiçbir zaman çıkarmamamızı öğütlüyor.


[1] https://www.imdb.com/title/tt0437029/

[2] https://magazine.bantmag.com/issue/post/48/737

[3] https://www.youtube.com/watch?v=c18441Eh_WE

[4] https://www.theguardian.com/film/2016/nov/14/adam-curtis-documentary-south-park-american-honey

[5] Bütün bölümler için: https://drive.google.com/drive/folders/1YnDFik1kSpC8brXngs4P5Alp8Db-OUSH

[6] Kendi kaleminden kim kimdir? için: https://www.theguardian.com/culture/2021/feb/06/adam-curtis-cant-get-you-out-of-my-head-characters-tupac-cummings

[7] https://www.youtube.com/watch?v=tH_v6aL1D84

[8] https://www.youtube.com/watch?v=d-zmatSzSl4&list=PLlIm0a8eBx9TBrJpha8DjsXQykvKtefWF

[9] https://en.wikipedia.org/wiki/Red_Army_Faction

[10] https://en.wikipedia.org/wiki/QAnon

[11] https://nymag.com/news/features/conspiracy-theories/operation-mindfuck/

[12] https://en.wikipedia.org/wiki/Butterfly_effect

[13] https://en.wikipedia.org/wiki/Complex_system

[14] https://en.wikipedia.org/wiki/Securitization_(international_relations)

[15] https://en.wikipedia.org/wiki/Cambridge_Analytica

One comment

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s