Hangi Ahlak?


Yazar: Abdullah Arif Adalar

Etik kelimesi Yunanca ethos’tan gelir ve ethos hem “duyu” hem de “kollektif duyu” anlamını karşılar. Etik, felsefenin en kadim branşlarından biridir. Antik dönemden günümüze her dönemden filozof ilgilenmiş, emek vermiştir. Doğal olarak ortaya farklı ekoller çıkmıştır. Bu kısa yazıda yaygın olarak savunulan Sonuçsalcılık (Consequentialist Ethic) ve Ödev Ahlâkı (Deontological Ethic) ile Mehmet Akif bakış açısının bir karşılaştırmasını yapacağım.

Ödev Ahlâkı (Deontological Ethic), yine Yunanca “görev” anlamına gelen deon sözcüğünden türemiştir. Savunucusu olan Immanuel Kant, Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi ve Pratik Aklın Eleştirisi adlı eserlerinde bu teoriyi detaylarıyla açıklar. Özet olarak, iyi bir eyleme sahip olmak için iki şart vardır; iyi niyet ve özgürlük. Özgürlükle kastedilen yalnız politik anlamda değil, duygulardan ve arzulardan da özgür olmaktır. Bu noktada kendisinin rasyonalist olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Yani etik; tutarlı, evrensel ve apriori olmalıdır. Bu gereklilikten iyi insanın benimsemesi gereken kategorik imperatif olarak adlandırılan üç ana kural doğar;

  1. Öyle davran ki davranışın temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli olan evrensel ilke veya yasa olsun.
  2. İnsanlığı, kendinde ve başkalarında, bir araç olarak değil de her zaman bir amaç olarak görecek şekilde davran.
  3. Öyle davran ki iraden, kendisini herkes için geçerli olan kurallar koyan bir yasa koyucu olarak hissetsin.

Bu teori, eylemin sonuçlarını umursamaz. Hatta Kant, boğulan birini görüyorsan yüzme bilmiyorsan dahi atlamalısın, der. Daha açık hale getirmek için şöyle bir örnek verilir; düşünün ki geri ödeyemeyeceğini bildiği halde borç isteyen bir adam var. Bu durumda adam, Kant’a göre düşünecek olursa fark edecek ki herkesin borç ödememe niyetiyle borç isteyeceği bir dünyada kimse borç vermeyecektir. Bu nedenle tutarlı bir şekilde hem Ödev Ahlâkına sahip olup hem de ödeyemeyeceği parayı isteyemeyecektir. Bir başka senaryoda da cebinde fazla parası olan birisi var diyelim, bu kişi tutarlı bir şekilde ihtiyacı olan kişiye para vermemezlik edemeyecektir çünkü o durumda kendisi olsa yardım isteyecektir.

Mevzubahis teori ilk bakışta tutarlı görünse de sıkıntılı yanları da vardır. Mesela, “herkes yalan söylemedir” şeklinde bir ilke üretemeyiz çünkü böyle bir dünya yaşanmaz olurdu ancak aynı şekilde “herkes doğru söylemelidir” dediğimizde de ikinci dünya savaşında kapısı çalınıp “Yahudi misin?” sorusu sorulan arkadaşımızı sıkıntıya sokmuş oluruz. Kant’a göre o kişinin “evet” demesi gerekir ancak pek de olası ve kabul edilebilir değildir. Ek olarak Kant bize nasıl ahlâklı davranabileceğimizi söyler ama neden ahlâklı davranmamız gerektiğini söylemez. William Frankena da “ahlâk insan içindir, insan ahlâk için değil” diyerek Kant’a karşı çıkar. Sevdiğim bir diğer eleştirel söylem de “insan kendini perçeminden tutup kaldıramaz” yani bir şeyleri evrensel ya da otorite kılmak için kendi kendimize değil de kendimizden başka bir şeye dayandırmak gerekir.

Diğer konumuz da Sonuçsalcılık (Consequentialist); aslında Sonuçsalcılık doğrudan bir ahlâk teorisi değil fakat bir kategoridir. Bu kategorinin en meşhur temsilci kuramı da Utilitarianism yaniYararcılık’tır. Farklı varyantları bulunsa da Jeremy Bentham tarafından oluşturulup savunulan versiyonu üzerinden bir perspektif çizmek iyi olacaktır.

Adından da anladığımız üzere bu teori sonuçlara dayanır. Bu yaklaşımda mutluluk ile iyilik, acı ile kötülük eşit tutulur. Gayet basit görünüyor. Peki ya iki mutluluk çatışırsa? Bu durumda da çoğunluğun mutluluğu gözetilir. Etkili bir örnek verelim; atom bombası Japonya’da kısa sürede iki yüz yetmiş bin insanın ölümüne sebep oldu. Ancak savaş devam etseydi bir milyon civarı insanın ölümüyle sonuçlanabilirdi. Mevcut şartlarda Yararcı Ahlâk ile uyumlu olmak gerekirse atom bombasının iyi bir eylem olduğunu söylemek gerekir.

Yararcılık’a yöneltilen pek çok eleştiri vardır. Bir tanesi eylemler ile sonuçlar arasındaki bağlantıyı her zaman tam kestiremeyecek oluşumuz. Sonuca göre hareket edelim etmesine de sonucu tam olarak bilmek için önce hareket etmemiz gerekiyor. Bir diğeri de mutluluğun evrenselleştirebilmek için fazla sübjektif olması ve bir ölçü biriminin olmaması. Beş kişilik bir grubun elli lira parası var diyelim, dört kişi kahve içmek isterken bir kişi ilaç almak istiyor. Çoğunluğun mutluluğunu nasıl işletebiliriz?

Yazımızın sonuna yaklaşırken bu iki yaklaşımın Mehmet Akif ile karşılaştırmasını onun bir şiirine bakarak yapalım. Aslında bu şiirde dile getirilenlerin Akif’e has bir perspektif değil, İslamî bakış açısı olduğunu söylemek daha doğru olur.

Ne irfandır veren Ahlâka yükseklik ne vicdan

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır

Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdan’ın

Ne irfanın kalır tesiri katiyen ne vicdanın.

Hayat artık behîmîdir… Hayır ondan da alçaktır;

Ya hayvan bağlıdır fıtratla, insan hürr-i mutlaktır.

Bu şiirde Akif, ahlâkı Allah korkusuna bağlar. Ödev Ahlâkı her ne kadar yüce görünse de yukarıda söylediğimiz gibi yatay düzlemde evrensel bir ahlâkî sistem kurmak pek mümkün görünmüyor. Yani insan olarak hepimiz eşitsek A’nın iyi tanımının B’nin iyi tanımından ne farkı kalır? Üstünlük belirleyecek otorite ne olur? Böyle bir durumda tüm dünya aynı sistemi kabul etse dahi objektivitesi niteliğinden değil, herkes tarafından kabul gördüğü için niceliğinden kaynaklanıyor olmaz mı? Akif’in de dediği gibi hürr-i mutlak olan insanı ne bağlayabilir?

Benzer tartışmalar üretilebilir ve devam ettirilebilir olsa da yazının amacına ulaştığını düşünüyorum. Son olarak, Akif ve Kierkegaard’ı birlikte anarak her iki dünyada da kurtuluş yolunun havf-ı Yezdân olduğunu söylemek isterim.            

“Tutunun topluca Allah’ın ipine”

Yararlanılan Kaynaklar

ALEXANDER, L., & MOORE, M. (2016 ). Deontological Ethics. The Stanford Encyclopedia of Philosophy: https://plato.stanford.edu/archives/win2016/entries/ethics-deontological/ adresinden alındı

KANT, I. (2002). Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi çev. İonna Kuçuradi. Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu.

KARAOĞLU, D. Consequentialist Versus Deontological Ethical Dispositions of Turkish Banking Sector Managers: Comparing a Public and a Private Bank(Doctorate Thesis, METU, 2006).

KENNY, A. (2006). An Illustrated Brief History of Western Philosophy. Oxford: Blackwell Publishing.

SCRUTON, R. (2004). A short History of Modern Philosophy. Routledge.

Görsel kaynağı: ART OF ARTYOM SEMENOV: The good, the bad and the ugly.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s