The Third Day (Üçüncü Gün)


Yazar: Halim Yar

Üçüncü Gün HBO yapımı bir dizi. Ünlü oyuncular beklentinizi artırabilir. Bana ise Jude Law ve Emily Watson hep itici gelmiştir. Dizinin sonunda bu listeye Kathrine Waterston’u da ekledim.

İzleği/fragmanı güzeldi. O yüzden biriktirip bir defada seyrettim.

Sanırım Roman Sanatı’nda okumuştum, Savaş ve Barış’ı baş yapıt yapan nedir, diye sormuştu Forster. Cevabıysa mekân idi. Rusya romana şahsiyetini vermişti. Uzun zamandır -Top of the Lake’den beri- mekanın biricikliğine yaslı bir dizi ya da sinemaya rastlamamıştım. The Third Day onlardan biri. Dünyanın dengesini sağladığına inanılan bir ada: Osea. Adaya giden yol Romalılar tarafından yapılmış. İngiltere kıyısının az ötesinde. Yol gelgitle açılıp kapanıyor. Belli saatlerde yılankavi açılan yoldan içine girilen dünya mahrem. Kendine has bir havası ve sessiz dili var. Sanki herkesin bildiği bir sır, ada sakinleri arasında dolaşıyor. Kahramanı ilk gördüğümüzde burnunun dibine kadar giren kamera Jude Law’un oynunu etkiliyor olacak, sahici durmuyor (ilk denememde hemen kapatmıştım). Belki de ona güvenmememizi istiyorlar. Sonra derinde tarifsiz acıyı yaşadığı yerde duruyoruz. Geçen senelerde çocuğunu kaybetmiştir. Dönüş yolunda bir kızın kendini astığını görüyor ve onu kurtarıyor. Bu beklenmedik olayla kızın oturduğu Osea’nın içlerine çekiliyoruz. İntiharın meşumluğu olaylara bakışımızı etkiliyor, soğuk kanlılığımızı zedeliyor. Osea tekinsizdir. Yine de bu pejmürdeliğinin altında güzel zamanlar yaşanmış, belli. Tıpkı dünyamız gibi. Adanın yarısı kendi haline bırakılmış. Evler vardır; ama ayrık otları boy atmış. Boş mu dolu mu olduğunu bilmediğimiz evler ve harabeler… Her adımda biten taze hayvan leşleri. Adamımızın yanına eklenen kadın; geride haber bekleyen eş; intihara kalkışan kız. Motel sahibi Martin ve karısı bu kızı koruyacaklar mı? İntihar sebebi bu şaibeli tipler mi? Ada halkına güvenmeli mi? Kahramanın canı tehlikede mi? Az ileride çalıntı para da hikayeye kıyısından katılır. İçki, uyuşturucu, kahramanın sinirleri bozuk tutumu güvensizliğimizi perçinler. Kahramanın gözünden bakışımız bulanıklaşır.

Dizinin adı Hıristiyan inanışıyla ilişkili. İsa üçüncü gün dirilmişti. Bu kendine has yolu, Hıristiyan yorumu olan taşralıların, gezginlere sunacağı yaz şenlikleri ve onları kovalayacağı kış günleri vardır. Gelgelelim acaba bu adamlar o derece gaddar mıdır? Ustaca yerleştirilmiş alt metinle günümüz izleyicisinin önyargılarıyla oynayan senarist beni iki kere şaşırttı. Sırf bu değil tabii ki! Jude Law’un inandırıcılıktan uzak oyunculuğu bir tarafta; diğer oyuncuların sahiciliği öteki tarafta duruyor. Çok iyi bir takım oyunculuğu var. Gözdem karısının hakaretlerini sahte gülüşlerle geçiştiren Martin rolünde Paddy Considine.

Adanın egzotiklikle bozkır arasında kalan mekan hissi… Mekan hissinin bu dizide özel çalışıldığını düşünüyorum. Osea hem canlı hem ölü. Dünyamız gibi. Ana karaya yolunu açıp kapatan deniz dışında insanlara pek ayrıcalık tanımaz. Kuralları o koyar. Telefonlar bazen çeker bazen çekmez; çekse de konuşma ortasında kesilebilir. Ardındaki hayat şimdiden geride; ekrandan uzak hayata hoşgeldin, der. Sana insanla yüzyüze, doğayla yüzyüze ilişki yarayacak, der. Yol kapanınca Osea boğar, açılınca çıkmak fikri ötelenir. Bu yönüyle sürekli ihmal edilen sorumlulukları andırır. Küçük adada gidilebilecek yerler, geçilebilecek patikalar azdır. Yine de sarmalanmış örenlerden yeni şaşırtılar türer. Adaya bir süre sonra alışırız. Bu yüzden soğuk mevsimde gelse de Helen’in geçtiği sokaklara aşinayızdır. Dizinin gerçek kozu bu ikinci yarı. Başrole Helen’i yakıştırdım. ‘Bu kadın neden böyle ısrarcı’ sorusuna, güzel karşılık veriliyor. Helen’i oynayan Naomie Harris; rolünde oldukça etkileyici, hatta onun karaktere bürünmesi diğer oyuncuları da büyülemiş, rollerine sabitlemiş sanki.

The Third Day -i know this much is true gibi- size aslında öngöremezsin, toysun diyen bir dizi. Son bölümde aksayan yönleri olsa da hoş. İlk üç gündeki pastoral gece oldukça etkileyici, yine de ikinci üç gün beni yakaladı diyebilirim. Belki de artık tanıdığım bir mekanda bulunmaktan kaynaklandı. İlki çekirge istilası, ikincisi güneşin ışınları ile sonlanıyor. Devam etse keşke, hissi uyandırıyor. İşin sonunda düğüm çözüldüğü için bittiği kesin. Yine de bir üç gün daha olsa keyifle izlenirdi. Ne de olsa “Allah’ın hakkı üçtür”. (Bu söz de kesin Hıristiyanlıktan geçmiştir.)

The Third Day bana en çok Leftovers ve OA’i hatırlattı. Tek farkla, bu diziler yaşadığımız gerçek dünya için anlamsız bir sorunla başa çıkmaya çalışıyordu… Burada gerçeğin soğukluğu ve tehlikenin yakınlığı irkiltiyor sizi.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s