Ağlayabilmeliyiz…
Kadın-erkek, genç-yaşlı hepimiz ağlayabilmeliyiz. Gözlerimiz ağlamaktan kan çanağına dönene, gözbebeklerimiz göz yaşlarımız arasında belirginleşip gözlerin karası, yeşili, mavisi, elâsı açığa çıkana kadar ağlayabilmeliyiz. Kırkta yılda bir olsa da ağlabilmeliyiz sevdiklerimiz için. Kıymetini bildiklerimiz, kıymetini sonradan anladıklarımız için; hatalarımızı anlayıp “aynı hatayı tekrarlamayacağım.” Diyebilmek adına; telefonun diğer ucundaki bir sevdiğimize “seni seviyorum.” diyebilmek için… Ve ağlayabilmeliyiz ilk ağladığımız günden beri gülelim diye etrafımızda pervane olan annelerimiz için; gecesini gündüzünü helâl rızık peşinde koşmakla geçiren, uyku-dinlenme mefhumlarını çoğu kez bizim için yitiren ya da yitirmeyi göze alan babalarımız için.
“Allah ağlatmasın.” niyazlarını ederken dahi ağlayabilmeliyiz. Değil mi gözyaşı samimiyettir, kaynağı yürek, pınarı gözlerdir. Duaya açtığımız ellerimize, gürül gürül akan gözyaşı pınarlarımızı eşlik ettirmeliyiz. Hiç olmazsa ömrümüzde bir kere içten, hıçkıra hıçkıra, oturduğumuz sandalyede/koltukta minik depremler meydana getirecek sarsıntıda, ayaklarımız üzerinde dururken dizlerimizi titretecek, başımızı döndürecek kadar a ğ l a y a b i l m e l i y i z .
Bilmeliyiz ki bu ağlayışlar kuru bir kendini harap etme faaliyeti değildir, gerçekten ağlayabilen, ağlamayı bilenlerin faaliyetidir. Çünkü yalnız ağlayabilen insan anlayabilir bazı şeylerin hikmetini.

Zeynep K. için bir cevap yazın Cevabı iptal et