Ali Haydar Peçe
Danimarkalı yönetmen Lars Von Trier’in Amerika üçlemesi adı altında çektiği Dogville ve Manderlay; kapitalizm, özgürlük, demokrasi, kavramlarına eleştirel şekilde yaklaştığı filmleridir. İki film de alışılmışın dışında bir mekân anlayışıyla, görünmez duvarlarla ayrılmış platformlarda çekilmiş.
Filmler, uzun diyaloglara, karakterlerin ilişkilerine dayandığı için bir kitabın kendi içinde bir meseleyi tartışmasını andırıyor ve sinemanın da kitap gibi düşünceleri anlatabilme ve tartışabilme gücünün olduğunu gösteriyor. Yönetmen Dogville’de daha çok kapitalist sistemin temel taşlarına Manderlay’da ise demokrasi, kölelik sistemine eleştiriler getiriyor.
Zor durumda olan Grace’in Dogville kasabasına yolu düştüğünde kasaba sakinleri, ona kol kanat gererler. Aralarında iyiliğe dayanarak başlayan bu ilişki zamanla bir çıkar ilişkisine dönüşür ve insan karakterinin zaafları üzerinden Grace’in yaşadıkları anlatılır. Kapitalist sistemin dayandığı temel taşlardan birisi, önce insanda aslında ihtiyaç olamayan bir ihtiyaç oluşturmak, sonra insanların elzem olmayan bu ihtiyacı karşılamak için türlü yollara başvurmalarını sağlamaktır. Film kapitalist sistemin işleyişinin uzun bir özetini vermiş. Aynı zamanda insan davranışlarının yönelebileceği sınırları çarpıcı şekilde aktarmış. Özellikle Grace’in boynuna zincirle asılan “demir tekerlek” muhteşem bir ironi’yi anlatmış. Kapitalist sistemin işaret fişeği acaba tekerleğin icat edilmesi miydi?
Dogville kasabasından ayrılan ve Manderlay kasabasına gelen Grace buradaki bir çiftlikte henüz kölelik sisteminin devam etmekte olduğunu öğrenir ve kendince bu sorunu çözmeye çalışır. Lars Von Trier Manderlay filminde Amerika’nın Afrika’dan getirtip köleleştirdiği toplumu, hangi oyunlarla cendereye soktuğunu özetliyor. İdeal olan ile gerçekler arasındaki savaşın seyircinin yüzünü bu kadar sert vurulduğu herhalde çok az film vardır.
Filmlerin müstehcenlik içeren kısımları olmasaydı, filmler kendinden hiçbir şey kaybetmezdi ve yönetmen anlatmak istediği şeyi anlatabilirdi. Yönetmenin kendince eleştirisini yaptığı modernizm ve Amerika’nın silahlarını seyirciye yöneltmesi anlamsız.
Bahsettiğimiz iki Film Amerika üçlemesinin ilk iki kısmını oluşturuyor, üçüncü film Washington için bekliyoruz. Grace karakterini Dogville’de Nickole Kidman, Manderlay’da ise Margaret Mulligan canlandırıyor. Oyunculuklar açısından Dogville bir adım önde iken, düşünce aktarımının yoğunluğu açısından Manderlay birkaç adım öne geçiyor.
Dogville’den;
“Kimsenin bir şeye ihtiyacı olmadığı, düşünülürse yapılacak o kadar çok iş var ki.”
“Hiç kimsenin, senin yüksek ahlaki değerlerine erişemeyeceğinden o kadar eminsin ki, herkesi bağışlıyorsun. Bundan daha kibir dolu bir davranış olamaz.”
Manderlay’dan
“Oylama, emsalsiz bir karar verme yöntemi olabilir…
…ama saatin kaç olduğuna halk oylaması ile karar vermek, pek de akıl kârı değildir”
“Biz köleler akşam yemeğini saat 7’de yerdik. İnsanlar özgürken akşam yemeğini saat kaçta yerler?”





halimyâr için bir cevap yazın Cevabı iptal et