
Göz pınarlarından damlayan her katre, yanağına değil yüreğine doğru akıveriyordu. Volkan gibi olmuş yüreğinin alevlerini söndürüversin diye… Söndürebilir miydi bir volkanı; katreler… Ancak bir umman olsa idi belki. Vasıl olacak mıydı aceb bir ummana…
Upuzun bir yol(culuğ)a azim eylemişti. Yal(ı)nız idi, yalın ayak, pür melal bir ahval üzre yürüyordu. Bir adım, bir adım, bir adım… Dur(durul)du. Zaman dur(durul)du . Ufka nazar etti. Ufuk kayboldu. Mekan yok oldu. Bir “O” vardı bir de o… ”Huuu” dedi bağrı yanık yürek. “O” dedi. “O”; “ol” deyince oluverdi. O yürüyüverdi. Zaman, mekan, asuman yeniden inşa edildi.Ufuk beliriverdi.Nazar etti etrafına, hala yol(un) üzerindeydi.Nicedir bir yol arıyordu YOL(un)u bulmak için.Önce yol dedi, yoldaşa ne hacet ki…Zira yarı yolda bırakırdı yoldaş.Yol ona yoldaşlık ederdi.Yürüyordu Derviş. Bul(uş)mak için yola revan olmuştu. “Aramakla bulunmazmış” diyorlar. Varsın öyle desinler. O ahdetmişti bul(uş)acağına…Bul(uş)mak için dağ aşmak gerekirse, aşılırdı. Serden geçilecekse, geçilirdi.Zira yüreğindeki bu volkana dönmüş AŞK(ın) ateşi; ya onu çevirecek küle, yada dönüverecek bir güle…Gerçi hazırdı her hale. Halden hale girse dönmezdi eski hale.Yürüyecek(ti), durmayacak(tı) ta ki vasıl olana dek bahr-i ummana… Kalbine ilham edilmişti; yüreğindeki ateşi söndürecek umman, yol(un)un üzerindeydi. Yol(un)un SONunda bahr-i ummana varacaktı. Yeter ki; yol(un)dan çıkmaya, durmaya…
Yürüyordu Derviş hiç dur(aksa)madan. Yürüyordu… Birden bir ses işitiverdi meçhul bir vecihten:
“Nereye Derwiş, nereye bu gidiş…”
Dur(aksa)madı, dönmedi, “yürümeye” devam dedi. Ses ardından geliverdi.Ses etmedi, yürüyüverdi.Ses şiddetlendi, şiddet ses oluverdi. Derviş, sese ses vermedi.Söz verdi. “Söz” dedi. “Suallere cevab yok” dedi.Ses kes(tir)ildi…Sessizlik. SENsizlik…(Kim)sesizlik…Bir “O” var(dı) bir de o…Bir(likte)lik var(dı)… “V(ahd)et” dedi. “AH(d)” dedi. Ufuktan bir nur ışıldadı yol(un)un üstüne.Yol(u) nur ile doldu.Her yer nur oldu. “O” NUR(un) kaynağı idi. “O”na gitmeliydi. “O”na gidi(li)yordu. Her yol(cu), “O”na varmalıydı. Var olmalıydı. Var(lığ)ını “O”na adamalıydı… “O”na kurban ol(un)malıydı. “O”na day(anmalıydı).Hep “O”nu anmalıydı. “O”nu anmayan diller y(anmalıydı). “O”nu anıyordu Derwiş. Dil(in)de “O”nun zikri ve yürüyordu. YOL(un) SONunu düşlüyordu. Nihayetinde vasıl olacak mıydı bahr- ı ummana, bağrı yanık Derviş. Bul(uş)acak mıydı…Gid(il)ecekti.Gidi(li)yordu.
VUSLAT ne vakit (mi)…Daha erken…Zira, DERVİŞ hala “ham”dır…


Abdullah Kavaklı (@kavaklim) için bir cevap yazın Cevabı iptal et