Her teori, her uygulama, her bakış acısı, her yorum insan ile sınırlıdır ve ne kadar fazla da olsa belli bir sayıda insan için geçerlidir. çünkü kimse zamanı, mekanı aşan, tüm insanlığa hitap eden bir görüşe sahip olamaz. Bir dinin yorumları dahi insan ürünüdür ve tüm insanlığa hitap etmekten uzaktırlar, bu din hak din bile olsa. Bir din, zaten insani yorum çerçevesine sıkışmadığı ölçüde zamansız, farklı anlayışları barındırdığı kadar evrenseldir.
Bu yüzden,
hiçbir yorumun evrenselliğini iddia edemeyiz; bu yorum ne kadar çok kişi tarafından benimseniyor, ne kadar bilgi tarafından destekleniyor olsa da.
Bunları aslen şunun için yazıyorum: bir yorumu kendisine hayat düsturu eyleyen kimse, o yorumun gerçeğine ne kadar içten inanırsa inansın, başka yorumların varlığını teoride ve pratikte kabul etmek durumundadır. Yani kendi bakış acısı, insan kaynağından çıkmışsa, zaman ve mekana bağımlı olarak olusturulmussa her şartta ‘hakikat’ten bir sapmaya sahiptir ve bu sapma nedeniyle ‘hakikat’ olmaktan fersahlarca uzaktır.
Kısacası, bir kimsenin yorumunun doğru olduğuna inancı, diğer yorumların yanlış olmasına inanmayı gerektirebilir. Ama onların da doğru olabilme ‘ihtimal’i her zaman kendisininki ile aynıdır.


Yorum bırakın