~Alev üflenen nefesle birden sönüvermiş,
Ne küller kalmış ortada, ne alev, ne de nefes sonra,
Bir ruzigar gibi esen hiçlik hepsini süpürüvermiş
Ne sonbahar sarısı yaprak gibi yıpranan ve oradan oraya savrulan ömür
Ne de ömrünü tüketenle, ömrü tüketilenler kalmış
Çok güvendiğim ben’le çok güvenilen sen’
Ve çok güvendiğimiz biz; ne olduğumuzun çok da bilincinde,
Üflenen nefesle birden sönüvermişiz.
~Yok, olmuş; son bulmuş, bitmiş, hiçliğe ermiş sonra,
Küllerle savrulan arta kalanlarımız huzurla, sükûnetle
Ve bir kelebek kanat çırpmış kozasından çıkıvermiş,
Bir böcek bakmışsın kanatları noktalı bir kelebek oluvermiş
Kırmızı yeşil benekli kanatlarına dokunmaya kıyamadığım;
O kelebek de sen, ben gibi hiçliğe ermek istemiş sonra candan.
Sonra onun da alevi üflenen nefesle birden sönüvermiş,
Yok, olmuş; son bulmuş, bitmiş, hiçliğe ermiş
~Ermiş de hiçlikten sessizce seslenivermiş
Ruh olmuş, can bulmuş kırmızı yeşil beneklim
Sessizce seslenişini hiçlikten;
Sadece hiç olanlar duymuş ve titremişler derinden,
Varlığın ince tellerinde tınlayabilenlerin ilki ve piri sen;
Senin sessizce seslenişini duyabilen duymuş, hiçliğe ermiş ve böylece;
Ermiş de hiçlikten sessizce seslenivermiş
~Kalmıyormuş adla biçim sana varılınca,
Üflenen nefesle alevin sönüvermesi bundanmış meğer!
Kanat, benek, kül, cism bundanmış ki;
Süpürüveriyormuş hiç-i ruzgarinin hiçimi,
Nazikâne okşayan; yumuşacık sessiz dokunuşuyla,
Hiçliğe ermek demek böyleymiş
Kalmıyormuş adla biçim sana varılınca
~Hiç anlatılamayan o yere gelinince;
O yer ne varmış ne yokmuş, bir varmış bir yokmuş,
Adı üstünde hiç olarak hiçlikler içinde yaşanmış
Sana varan ne beni bulmuş ne de kaybetmiş,
Sana vardım seni buldum derken hiçliğe ermiş,
Gülsüz gülün kokusunu; sensiz sevginin dipsizliğini,
Duymakmış hiçlik ve adı aşk,
Hiç anlatılamayan o yere gelinince;
~O yer ne varmış ne yokmuş, bir varmış bir yokmuş
~Onun için o yeri anlatan tek bir söz yokmuş…
“ Alev üflenen nefesle birden sönüvermiş
Yok, olmuş, son bulmuş, bitmiş, hiçliğe ermiş
Ermiş de hiçlikten sessizce seslenivermiş
Kalmıyormuş adla biçim sana varılınca
Hiç anlatılamayan o yere gelinince
O yer ne varmış ne yokmuş, bir varmış bir yokmuş
Onun için o yeri anlatan tek bir söz yokmuş”
NOT: Tırnak içerisindeki kısım eski bir Budist metni olan Sutta Nipata’da yer alan bir pasajın tercemesidir.

zeynep GOKTAS için bir cevap yazın Cevabı iptal et