Necip Fazıl’ın Sabır Taşı kitabı üzerine yazılar- 3
Uyan ey yâr, dinle yüreğimden yükselen nağmeleri. Ben gibi bîçârenin titrek sesine kulak ver. Kulak ver de gör; aşıklar neler taşırmış bağrında. Taşımak kolaysa yüklen omuzlarına; beni tüketen bu elemi. Teneşire uzanmış ölü gibi kayıtsız kalma çırpınışlarıma, dinle ve ses ver, sana hasret kulaklarıma.
Derdim, herkese farklı görünen güneşin aşk vechesi; yakıp kavurmada benliğimi. Ucu sonu olmayan dipsiz gökyüzü gibidir ki derdim, çekmekte beni derinliğine. Ayaklarımdan başlayarak yavaş yavaş çekiliyor canım, derdin elindeki aşk dikeniyle.
Acının, kederin yükü sırtıma kambur olup toplanır ama tüy gibi de hafif olurum ruh sarsıntılarımın şiddetinden. Öyle ki; bir kuşun kanatlarında taşınıp gönül sarayının bahçesine, bir gülün goncası gibi terk edilirim.
Sevmektir elbet en güzeli hem de en zoru. Sevmektir, kendini unutup bir kenarda bırakmak. Sevmektir, dileklerini kum tanesi gibi rüzgâra karşı savurmak. Sevgi; başı önde, gönlü mahzun aradan çıkmayı da gerektirse, hükme rıza gösterip boynuna ipi geçirmeyi gerektirir. Rüyalarında gönlünü çalan şehzadeyi, nefsine cariye olanların zarif fakat şeytânî ellerine teslim etmektir bazen sevenin payına düşen.
Hüzünle bakma, acıma halime sevgili! Sarı renkli güle dönsem, çekilse rengim âh etmem, müştekî olmam halimden. Kavuşmak ne kadar kaderse, nasıl sevgiyle sarılıp karşılarsam onu, başımın üzerinde yer verirsem; yâre uzaktan bakmak, ayrılığın seline kapılmak da o kadar kader; kendisine rıza gösterilmesini bekleyen.
Sabır gemisi, fındık kabuğu gibi rüzgâra kapılıp çırpınsa da, önüne karaltılar toplansa da, kıyıda, selamettir onu karşılayacak olan. Biliyorum ki huzur, gemiden indiğimde önüme serilmiş toprak gibi okşayacak ayaklarımı nâzenin dokunuşlarla.
Ümidimi kuşanıp gözlemekteyim vuslatı.
Hadi, tıklat penceremi kuş misali, murada ermek için beklemedeyim.

Yorum bırakın