Heybeme sığdırdım küfrü. Yola koyuldum.
Hayır, yazı yazamayan gencin dramını anlatmayacaktım. Bayattı. Bayatlatılmıştı. Bir cümle buldum kendimce. Fiyakalı. Heybe, yanlış; küfür, yanlış; nokta, yanlış. Attım elimden kalemi. Birkaç parça dinlemeye koyuldum. Karamsar. Karamsar ve kötü. Heybeme sığdırdım küfrü. Yalandı. Zaten yola da koyulmamıştım. Ben hep yerimde saydım.
Zırva. Ellerim zırvaya çalıyordu. Hayır, bu bir isyan değil. İsyan ellerimde değil. Heybende mi? Aptalsınız, tabi ki hayır. Hepimiz gittikçe aptallaşıyorduk. Ben dedim, onu gösterdiler; ona baktım, bize bakıyordu. Küfrettim. Hayır bayım, heybemden çıkmıyordu.
Yazı gözyaşıyla bitmemeliydi. Ağlamakla, zırlamakla olacak iş değil. Eline kalem alırsın ve yazarsın. Yüreğindeki kanı damlatırsın kağıda. Bir romantizm etkisi daha. Efkar, efkar ve şiir, efkar ve şiir ve ölüm. Ha bir de olmayan sigara dumanı. Dumanda parlayan gözyaşları. Mekan müsait değildi yazmaya. Yürek kelimesi de kulak tırmalamıştı zaten. Yürek defolup gitmişti hayatımızdan.
Eller hiç kullanılmamıştı yazıda. Eller de bayatlamıştı. Zaten ellerinden de belli olmuyordu artık bir kadın. Kadına baktım, karaltı. Bir de gökyüzüne. Yağmur başlamıştı. Ben de kapıyı çarpıp çıktım.
Ankara / Ramazan’1431

zeynepşühea için bir cevap yazın Cevabı iptal et