Facebook sosyal paylaşım sitesi olarak hayatlarımıza hızla girdi. Türk insanı, belki muhabbet canlısı olduğundan, belki teknoloji salgınından, belki de lüzumsuzluğundan olacak, Facebook’u fena halde benimsedi.
Hız-güvenlik dilemması da bilişim çağının handikaplarından biri olarak her yerde karşımıza çıkıyor. Bilgilerin elektronik ortama aktarılması, işlemleri ve iletişimi kolaylaştırdığı kadar tehlikeli sulara da sürüklüyor. Bu bağlamda her sanal nimet gibi Facebook’un da bir paylaşım sitesi olarak iyi ve kötü yanları mevcut. Güvenlik tarafından bakarsak, Facebook’un ikircikli tarafı, insanların kendi özel dünyalarına ait bilgileri gönüllü olarak paylaşıyor olmaları… Bu yolla biz farkında olmadan geniş bir sanal âlemde ilginç bir komünen yaşam gelişiyor. BBG evinin bir başka versiyonu sanki.
Arkadaşlık ilişkileri bağlamında, Facebook, yıllar yılı görmediğimiz ilkokul arkadaşlarımızı bulmamıza pekala yardımcı oluyor. Arkadaşlarımızdan birini bulduğumuzda bir diğerine de ulaşabiliyoruz pekâlâ. Bu da güzel bir yön.
Kadın-erkek ilişkilerinde ise Facebook ve internet münasebetiyle sanal alemin sınırsızlığının getirdiği sorunlar bir dert. Çarpık ilişkiler yeşerebiliyor ve bu sebepten ailelerin dağılmasına yol açan tatsız vukuatlar 3. sayfalara düşebiliyor. Bardağın dolu tarafında ise bulunduğu ülkeden vize alamadığı için kendi düğününe msn ile katılan damadın hazin ve matrak öyküsü duruyor.
İşin kötü taraflarından biri de şu; bazen tanımadığımız kişilerden gelen davetler. Aslında var olup olmadığı konusunda en ufak bir fikir sahibi olmadığımız kişiler, onların rumuzları, kullanıcı adları ve avatarları arasından, hangisinin ne kadar gerçek olduğunu bilemeden arkadaş olabilmemiz. Bu vesileyle arkadaş sayısını lüzumsuz yere artırıp, sanal itibarını kuvvetlendirenlerin sayısı hiç de az değil. Bu tanımadığı, varlığından haberdar olmadığı kişilerle tanışma durumuna en fazla maruz kalanlar şüphesiz meşhur kişiler… Bu da onların problemi; onlar düşünsün.
Bireyin mahremiyetlerinin, fazla elemesi yapılmayan geniş bir kitleye sunulmasının mahremiyet algımızda yapabileceği tahribatlar hakkında konuşmak için henüz erken sayılabilir. O halde işte tam burada bu konuyu da zamana bırakalım.
Şimdik, sıradan ferde gelelim. Orhan Veli’nin Garip’ine, ya da Necip Fazıl’ın Kaldırımlar’ının baş aktörüne. Sıradan birey için Facebook; kendini entel, zengin, havalı, artis felan göstermek için ideal bir zemin. Nasılsa sanal alemin takometresi yok. Kişiler kendilerini olduklarından farklı gösterebiliyorlar. Bunun bir de güzel yanı var, hani şu deminki bardağın dolu tarafı. Kişiler gerçek alemde yapamadıkları, ulaşamadıkları şeyleri yapmış gibi görerek hiç olmazsa sana alemde kendilerini gerçekleştirebiliyorlar! Bu da modern çağın psikolojik baskılarına direnen bireyin, trajedik varlığın, kendini rehabilite edebilmesi için, masrafsız ve güzel bir yöntem sayılır.
Analarımızın sözünü revize edip konuyu noktalayım;
“Tanımadığın kişilere profilini açma yavrum!”
(Hangimiz her zaman annemizin sözünü dinleriz?)

hadiensar için bir cevap yazın Cevabı iptal et