Düşüncenin cinsiyeti var mıdır? Hayat ve kainat hiçbir zaman tek boyutlu olmadığı halde kadın veya erkek doğası tek boyutlu olmaya yatkın bir şekilde yaratılmış olabilir mi? Şayet yaratılmışsa hayat, bu yer yüzü insan için gerçekte bir zindan, çıkmaz sokak değil de nedir! Zaman, toplum ve kendi bireyselliği içinde bilincinin farkında olan insan, yeni düşünceler ve duygularla ve dahi ruhunun getirdiği yüzlerce şeyle beraber sürekli bir devinim halindeyken sırf kadın veya erkek olduğu için neden aklın durgunluğuna veya etken ya da edilgenliğe yatkın olmaya mahkum olsun? Bu soruları çoğaltabiliriz ama sanırım bunlara verilecek cevaplar kadın-erkek konusuna biraz da olsa açıklık getirecektir.
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum; analitik veya sentetik düşünmenin, felsefe yapmanın, matematik, mantık ve geometri gibi ilimlerle uğraşmanın veya bu uğraşıya yatkın olmanın, hayatı anlamlandırmanın veya merhamet duyma gibi spesifik duygularımızın cinsiyeti yoktur ancak bunun pratiğe yansımış halinin kadınca veya erkekçesi (buna çocuk-ihtiyar, fakir-zengin, vicdanlı-vicdansız gibi ayrımları da dahil edebiliriz) olabilmektedir. Çünkü insan evet doğar doğmaz bir cinsiyete sahiptir ve bu durum toplumun ve doğanın onunla kurduğu ilişkinin seyrini büyük ölçüde etkilemektedir. Buna bakarak kişinin düşünce ve duygularının sadece bu ilişkinin seyrine göre belirlendiğini savunabiliriz. Peki böyle bir savunma insanın gerçekliğine ne kadar uygun düşecektir? Öncelikle bu savunun hemen hemen ‘kişi’ kavramını ortadan kaldırdığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda bununla beraber özgürlük, bireysel çaba, zihinsel yetenek, aldığı bilgileri üretken bir zihinle toplumsal zihnin üstüne çıkarma gibi durumların da yok sayıldığını söyleyebiliriz. Oysa bunların insan gerçekliğindeki oranı %1 olsa dahi biz, bu yüzdelikle ‘biz’iz. Değerimiz, farklılığımız ve sorumluluklarımız bu orana bağlı olarak vardır. Allah karşısındaki sorumluğumuz ise kadınlık veya erkeklik üzerinden değil kulluk üzerinden oluşmaktadır.
Evet Allah katında eylemlerimizin bir cinsiyeti yokken insani ilişkilerimizde olması, gerçekte bunun yapay bir ayrım olduğunu göstermez mi! Yapaylıktan kastım cinsiyetin yapaylığı değil elbette, eylemlerimizin cinsiyetimizle olan bağın yapaylığını kastediyorum. Mesela erkeğin başını kadının dizine koyması ve kadının başını erkeğin omzuna dayaması hem erkek ve kadının bireysel karakterlerinden hem de o anın getirdiği merhamet-zayıflık ilişkisine bağlıdır ve böyle bir durumda ise baş-omuz/baş-diz gibi ayrımlar kadın-erkek doğasına referansla ortaya çıkmadığı için rollerin her an değişebildiği bir resim ortaya çıkacaktır. Bu yargıya dayanarak karakter bağlamında şunu söyleyebilirim; kadının erkekleşmesi-erkeğin kadınlaşması (her ne kadar kendim de o hataya çok düşmüşsem de) ayrımı tamamen yanlıştır. Zira bir kadının iyi savaşması, iyi araba kullanması, iyi felsefe yapması, analitik düşünmesi, ilim yolunda ailesinden yüzlerce mil uzaklara gitmesi o kadını erkekleştirmez, doğasına yabancı kılmaz sadece onu iyi bir savaşçı, sürücü, felsefeci vs. yapar. Kadın veya erkek doğası dediğimiz şey insan doğası gibi muhkem değildir; zira ilki toplumsal, tarihsel, kültürel faktörlere bağlı olarak ön plana çıkabilmektedir ancak bu arızî bir durumdur. İnsan doğası ise erkeklik veya kadınlıktan, yukarda saydığım etkenlerden bağımsız olarak vardır çünkü asıl olarak onunla iyi veya kötü bir insan, kul, eş, arkadaş, hoca vs. oluruz. Bu sıfatları elde etmek için ise ne sadece analitik ne de sentetik düşünmeye yatkın olmak yetmektedir. Metafizik veya hayat üzerine düşünürken ne analitik ne de sentetik düşünmeyi bırakırız, aksine her ikisi bunları bütüncül olarak anlamamız için birbirlerinin yardımına koşarlar. Çünkü hayat bütün karmaşıklığı ve felsefe bütün ağırlığıyla bizi beklemektedir. Metafizikte sukûnun, pratikte (hayatta) ise hareketin esas olduğu doğru ancak bir kadının hayatı bütün karmaşıklığıyla anlamış veya kabullenmiş, bu kabullenişle dingin bir bilgeliğe erişmiş olması neden onu analitik düşünmekten alıkoysun? Ve bu tür düşünme durumu onu neden doğasından uzaklaştırmış olsun? Binlerce yılın getirdiği kültürel, toplumsal ve zihinsel çerçeve kadını doğumundan ölümüne kadar takip ettiği ve rahat bırakmadığı halde kadının özgürce düşünmeye, tepkisellikten uzak bir çözüm bulmaya, anne, kardeş ve eş olmaya çalışmasını ve bunu bütün zorluklara rağmen yapmaya çalışmasını neden sadece sentetik düşünmeye yatkın olmakla cevaplandırmaya çalışalım. Elbette kadının bu zor koşullar içinde çabaladığını göz ardı eden yok ancak bunu hayata yatkınlıkla cevaplamaya çalışmanın kadına haksızlık olacağını düşünüyorum. Kadın bütün yaratıcılığı ve analitik düşüncesiyle bile bir eş, baba veya kardeş karşısında bir çocuğun basit bir argümanına ihtiyaç duyabilir. Burada kadın için eksik veya fazla olan (zira sentetik düşünmeye yatkınlık kişilere göre negatif veya pozitif olarak görülebilir) ve ihtiyaç duyduğu şey evet hayatı iyi anlamış olmasıdır ancak bu muhatabın beklentilerine göre şekillenmiştir. Erkek kadından sadece erkeğin karmaşasını yüklenip çözmesini, bir bakıma sadece merhametli bir diz ve başını okşayan eller istediği sürece kadını yalnızca (bunu hiç istememiş olsa bile) kendisi ve kendi ruhunun/aklının dinginliği için istemiş olacaktır. Bir kadından bunları beklemek yanlış değildir (kadının da erkekten bunu istemeye hakkı vardır çünkü) aksine birbirlerini daha iyi ve güzel olana yöneltmek için gereklidir ancak kadın ne yalnızca bir çiçek ne eş ne anne ne de hayatı iyi anlayan ve devinimi temsil eden bir varlıktır. Bütün bunlarla beraber karmaşa ve sistemlilik, devinim ve durgunluk, derinlik ve sığlık, hayatı kabulleniş ve kabullenemeyiş, ve bütün bunların yanında sorular ve cevaplar gibi zıtlıklara sahip olan bir insandır. Bazen etkin olur bazen edilgen, bazen tutkuyla dolar içi bazen soğuk bir dağ gibi olur, bazen analitik düşünmeye yatkın olur bazen sentetik düşünmeye. Hz. Hatice ticareti çok iyi yapmanın yanı sıra iyi bir eş ve iyi bir anne de olabiliyordu. Tıpkı Hz. Aişe’yi hem aşık ve bazen kıskanç bir eş, hem devesiyle savaşın merkezinde yer alan bir savaşçı ve hem de büyük bir muhaddis olarak düşünebilmemiz gibi.
Kısaca özetlemek gerekirse ben insanın ve hayatın insana göre büyük bir dinamizm, aleme göre ise büyük bir sukûn içinde olduğuna inanıyorum. İnsan küçük bir alemdir; buna göre hem hayatın dinamizmini hem de metafiziğin sukûn halini bütün varlıklardan farklı olmasını sağlayan iradesiyle yaşamaktadır. İnsan Allah’a yaklaştıkça bu sukûn halini, insana ve doğaya (ister kendi doğası ister dışındaki doğa olsun) yaklaştıkça ise bu devinim halini yaşayacaktır. Bu yüzden sorun kadın ve erkeğin sentetik veya analitik düşünmeye yatkın olması değil bu ikisini bir arada kullanıp hayatı, insanı ve Allah’ın mesajlarını anlamaya çalışmamalarıdır. Özgürlük, analitik düşünme, erkekten bağımsız olarak bireyselliğini inşa etmeye çalışmak evet kadın için her şey değildir ancak akledişinin, Allah’a inanışının veya erkeğe karşı kendisini güvende hissedebilmesinin aslî olabilmesi için öncelikle bunlara (erkeklerin de ihtiyaç duyduğu gibi) ihtiyacı vardır. Batıdaki kadınların özgür veya eşit bireyler olup buna rağmen kötü durumlarda olduğunu görmemiz bize bu konuda kadın ve erkeğin doğasıyla ilgili bir cevap vermez, zira asıl sorun kadınların bu haklara sahip oldukları halde kötü bir durumdan kurtulamayışları değil, bu hakları kulluk noktasında nasıl kullanacaklarıdır. Müslüman kadın, erkekten bağımsız olarak kimliğini yalnızca kulluk çerçevesinde oluşturabildiğinde umuyorum ki iyi bir insan, kadın, anne, eş, alim ve en önemlisi özgür bir birey ve kul olmanın nasıl olabileceğinin en güzel evrensel örneklerini verecektir. Evet kadın ve erkek daha iyi kullar olabilmek için birbirine muhtaçtır ancak bu tarafların (özellikle kadını kastediyorum) kendisini feda etmeden, artıları ve eksileriyle, bütün geçmişi ve hayalleriyle bir araya gelmesiyle söz konusu olabilecek bir şeydir.
NOT: Her ne kadar verdiğim bazı örnekler Hadi’nin yazılarına atıfta bulunuyorsa da burada kullandığım bağlamlar değişebilmektedir, bundan dolayı bazı şeyleri çarpıtmakla suçlanmak istememJ Özellikle Peyman ve Hadi’ye konuya dair yazılarıyla fikirlerimi toparlayabilmemi sağladıkları için teşekkürler.
∗ Ferhat Taşkın

hadiensar için bir cevap yazın Cevabı iptal et