Eşikte Durmak


Eşikte durmak, insanın, yaşadığı an itibariyle, kendisi için tehlikeli olan bir konumda, sınıra gelmiş olma halidir. Yaptığımız bu tanımı bir örnekle açıklamak gerekirse, Hz.Adem ile Hz.Havva’nın, Allah’ın emirleri ve şeytanın fısıltıları arasında kalmış olmalarını bir misal olarak ittihaz edebiliriz. Kuran’da şöyle buyuruluyor: “ “Ey Adem! Eşinle birlikte cennete yerleşin. Dilediğiniz yerden yeyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın; aksi halde zalimlerden olursunuz.”/ Ne var ki şeytan, kendilerine kapatılmış olan avret yerlerini onlara göstermek için içlerine vesvese sokmuş ve şöyle demişti: “Bu ağacı, Rabbınız, sadece iki melek, yahut ebedî kalıcılardan olmamanız için menetti.”/ Bir de onlara “Ben size nasihat edicilerdenim” diye yemin etmişti.”
Hz.Adem ve eşi Hz.Havva, Allah’ın, onlara “şu ağaca yaklaşmayın” emrinden sonra, şeytanın, yasaklı ağacı, onlara ebedîlik sırrı olarak göstermesiyle karşı karşıya kalıyorlar. Işte tam da bu durum, Hz.Adem ile Hz.Havva’nın eşikte durma halidir. Zira onlar, şeytanın fısıltılarına maruz kaldıkları bir konumda, o ağacın meyvesinden yeme kararının arefesindedirler ve sınıra dayanmışlardır.
Rasim Özdenören’in “Eşikte Duran İnsan” adlı kitabı, eşikte duran Müslümanın hali pür melalinin ve bu halden nasıl kurtulacağının öyküsüdür. Burada yüklem olarak kullandığım öykü kelimesi, eserin türüne dair bir yargı değildir. Eser Rasim Hoca’nın denemelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Ancak denemelerin birbiriyle olan sıkı ilişkisi, bu kitabı, olayların birbiriyle olan münasebetinin kuvvetli olduğu bir öyküye benzetmemizi sağlıyor. Kitabın dikkatli okurları, denemeleri okudukça, kademe kademe, eşikte duran Müslümana nasıl yol gösterildiğini fark edeceklerdir.
Eşikte duran insanın geleceği, o insanın eşikte durduğunun farkında olup olmamasına bağlı olarak değişecektir. Eşikte durduğunun farkında olmayan insan, içinde bulunduğu nihai pozisyonun gerektirdiği şekilde, aslında bir sona doğru ilerlemektedir. Ve bu durumda o insanın yapabileceği bir şey de yoktur. Ne yazık ki o insan mukadder olan sonunu yaşayacaktır. Peki bu son, onun için her şeyin bittiğini mi ifade etmektedir? Bundan sonra yapılacak bir şey yok mudur? Her sonun yeni bir başlangıç olduğu düşünüldüğünde, o insan için yeni bir inşa sürecinin başladığını söylememiz mümkün görünüyor. Nitekim sona yaklaştığının farkında olmayan Hz.Adem ile Hz.Havva, cennetten kovulduktan sonra yeni bir sürece girdiklerinin farkına vararak hareket ettiler ve başarılı oldular. O halde sonuç olarak, kayda değer olan şey insanın içinde bulunduğu durumun farkında olmasıdır.
Eşikte durduğunun farkında olan insan için nasıl bir süreç işleyecektir? Şüphesiz bu insan bundan sonra atacağı her adımı bilinçli bir şekilde atacaktır. Eğer bilinçli hareket etmiyorsa, bu demektir ki aslında o insan eşikte durduğunun farkında değildir. Salt bilinçli olmanın o insan için yeterli olup olmadığı, sorulması gereken kilit sorudur. Önemli olan, bilinçlenme sürecinin, o insanın, varlık karşısında içinde bulunduğu mevkiye uygun olup olmamasıdır. Zira yanlış bilinçlenme, bilinçsizliğin doğuracağı sonuçları hatta daha kötülerini doğurabilir.
Şimdi, bu noktadan itibaren Müslüman bireyi ele alalım. Kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir insandan, İslamî bilince uygun hareketler sadır olmayabilir. Bu insan, duruşuna aykırı bir tavır takındığında, yanlış bir bilinçlenme sürecine girilmiş demektir. Girmiş olduğu bu süreç onu sürekli hata yapmaya sevk edecek ve sonunda o insan, kendisini, içinden çıkılmaz bir sorunlar yumağında bulacaktır. Dolayısıyla olması gereken, “Müslümanım” diyen insanın değer ölçülerinin de İslamî olmasıdır. Değer ölçüleri İslamî olmaktan çıktığı nispette bireyselleşir ve hayat, seküler bir tabanda sürdürülmeye başlar. O halde Müslüman, dinin bireysel değil, ilahî bir gerçeklik olduğunu unutmamalı.
İslamî bir bilinçle donanmış Müslümanın kendisine “ Ne yapmalıyım?” sorusunu sorması ve böylece aktif bir sürece dahil olması gerekmektedir. Kendisine devamlı surette soracağı bu soru, bilincinin açık kalmasını sağlayacak ve onu düzenin dikte ettiği değer yargılarını üstlenerek hareket eden edilgen bir fail olmaktan koruyacaktır. Tam da bu noktada, bir Müslüman için Hicretin felsefesini yapıyor Rasim Özdenören : “ Hicret, küfrün kurulu düzeninin empoze ettiği kuralların ve ilkelerin zihinlerden kovulması anlamıyla içselleştirilirse, bu durumda, küfrün değerlerini zihinden tard etmek de hicrete götürür bizi. Böylece Hicret, küfrün kurallarına bağlı kalarak onunla mücadele etmek kabilinden ortaya çıkan paradoksal durumdan çıkmanın ve onun üstesinden gelebilmenin bir yöntemi olarak belirmektedir.”(sf.39)
Zihinsel hicretin idrakine varan Müslüman bireyin sorumluluğu şu ifadelerde ortaya çıkıyor: “ İslam’ın yeniden hayat sahnesine girmesi ve onun yaşanılabilir hale gelmesi birey olarak benim sorumluluk alanım içine düşmektedir. Burada yapabileceğim şey birey olarak bizzat İslam’ı yaşamam ve toplum için de İslam’a doğru onların önünü açabilecek bir etkinlik göstermem olacaktır.”(sf.46) bundan böyle Müslümana düşen Peygamber Efendimizin (s.a.s.) “Din uygulamadır” şeklinde dillendirdiği anlayışa hayatiyet kazandırmaktır. İslam’ı zahiren ve batınen yani tasavvufi olarak, sabır, itidal, istikrar formülasyonu içinde yaşayacak ve haya makamından ayrılmayacaktır. Yine Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifinde buyurduğu gibi: “ Utanmıyorsan dilediğini yap!”


∗ Hadi Ensar CEYLAN



hadiensar

4 comments

  • Her an kendi eşiğinde yaşayan müslüman (bilinçliyse bunun farkındadır) hakiki bilinci ölçüsünde Rabbine olan sorumluluklarını yerine getirirken her daim şahsı ve toplumu için kendini zinde tutmayı başarabilmelidir.

  • Özel bir kitap güzel bir biçimde anlatılmış, “Eşikte Duran İnsan” adlı kitabı yazan Rasim Özdenören’e ve sık sık hatırlanması gereken böylesi bir konuyu bilinçli bir şekilde ele alan Hadi Ensar Ceylan’a teşekkür ediyorum.
    Nice irdelenmesi gereken konuları sizin kaleminizden, sizin yorumlarınızla görmek isteriz.

  • Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    “O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    Senin onu sevdiğinden.
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
    korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları…
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    “O benim.” diyeceksin.
    Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
    Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
    olacaksın.
    Mesela turuncuya, yada pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
    de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
    Can yücel
    Hak kim söylerse söylesin haktır!

  • Uçurumun kenarındayım hızır!
    Düşersem;
    Kalkılmaz belki, belki kalkılır.
    Kalkarsam;
    Halen kalbim ümitvar dır
    Kalkmazsam
    Allah ğafur, süphandır
    Kim bilir?
    Belki de kavaktan öteye yol vardır
    O zaman en iyisi ATLAMAKTIR.

    İlk mısra benim değil. senin yazının verdiği ilhamla
    bir çırpıda yazdım inşaallah şiir olmadıysa da yazının güzel bir özeti olmuştur.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s