Güneş toprağı kucaklar dirliksiz sağ tarafım bir huzmeyle ışırdı
Yalımı yiten mevsim asık suratla… Bayat, bayağı pazarlardan evlere döner
Küvetler çağında duvar kâğıdı varsıllık alameti
Siyasiler hayattadır… Şehir deprenir, kolonlar törenle kesilirdi… Bitler kara şapkalara doluşmuş
Parti ilanları tinerle tahta kokar… Tatsız bir topak çamur ağızlarda
Döşemenin eklemleri gıcırdar
Tıraş makası yağlandıkça deriler kabuk tutarmış… Bitlere deva
Kafalar kalın giysilerle tutuşurdu baştan
Sobalar boğulmuş, bacalar kurumlu, tavanda pıtrak benekler
Terasta piknik… Ekmek üstü margarin… Rus malı ve reklamlar önümüze yığılırdı
Uzdan salınan ışın gümrüklere uğramış, yorgan altlarına girmemiştir… O çağlar
Gövdemizde dakikalar ufalanırdı
Vücudun en nazik eğitmeni marazlarmış… Suçiçeği, kızıl, kabakulak, kızamık
Çilleri silinmemiş çocuklar… Süreğen yaşlılarla
Resimlerde birbirine yabancı… Durup durup oraya bakarlar… Son defa, sen gidince
Teni ağartılmış zenciyi seyreder… Ev halkı… Beyazcamda
Kızılderililer hurrayla ezilip geçilirdi
Ateş, alkollü pamuklarla yatışır yatışmaz ayaklansak
Dışarısı cezbetse, yıldızdan demetler sunsa dahi soluksuzluk
Karkas binalar ve soteler katillerle işkilli
Unutulmuş mudur yoksa erginlikte
Bu cılız yadigâr… Çenemizi tutan el, dirliksiz ışık huzmesi
Yitmiş midir çoktan?
Yağma değil!
Sokaklarında naralar dinmiştir illa… Son defa, ben gidince
Yarasalar dönenmez gün batarken… Akşamsefası açmaz… Ateşböcekleri süslemez geceleri… Bundandı

Yorum bırakın