Anılar II

Tuzla yıllanmış odalardan hatıralar sökün eder

Tahta kirişlerde sesler kıpırdanır… Bir vakitler… Gür, yağlı saçlarıyla üzerine eğilmiş ölüler

Bitli bu köyde yatarsan kel ayarsın derlerdi

Islak kürklü karaşın fareler türer, samanlıktan aşağı damlar… Dumanlı döşeklere

Gözleri kızıl bacalardan üfler uyutur kulak memeni çiğnermiş

Ağır ağır… Kısır ürküler tenhalıktan sıyrılırken

Avurtlarını büyüten çam sakızı denli buruk çehresiyle

Eli kör makasa belenmiş dul kadın

Tırnağımızı kesmeyip etinden ayırınca korkularımız bir nefeslik diner

Çılgınlık nöbetleri balkır balkımaz yatışır

İkindiler gömülürdü belirsiz bir sızıyla

Cinler alacaya incirle iner, kütüğün dibinde bitermiş

Havayı kükürtle kokuturlar nasılsa… Eşeler, çıkarırlar, sayarlar teker teker

Kaşları çatık… Gözlerinden esefi seçerdin dikkatle baksan

Avuçlarında bereli parmaklarımızdan eksik bir şey var… Yazık!

Günyüzü iştahla yutulmuş deminden

İçimize çöreklenen tekinsiz… Budakları garip kuşlardan ağaçlarla sessizce

Dağ kabarır, üstümüze varır… Kör aynalara fısıldar

Yatsı yabancılarla birlik gelir

Çakalları babannem Rumca sopalarla kovalarmış

Dili gelgitli dua ve kargışlarla kıpırdar… Ellerini yıkamalı!

Tırnakların dibinde domuzlar yuvalanır, hınzır eti yatarmış… Meğerse

Tünde sakız çiğnersen ölüleri dişlermişsin

Dikkat et!

Islığın hangi kötülüğü davettedir bilinmez

Geceleri kısır ürkülerden sıyrılırken… Sabahın izi, harap yollara üşer… Serince… Bundandı


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin