Kırkikindiye sonsuz enginde yakalandım şaşkın, çıplak, çarpılmış
Ağzı salyalı alıcılar başımda dolanır, ense kökümü küskülerken yırtıcı çığlıkları
Bengisu kenarında yaşam solmaz, pörsümez çenekleri kapalı olsa da
Mercanlar okyanusta renge susak kayalarla eğleşmeden
Balinalar sessiz sedasız ufku yarar yarmaz
Dönüşsüz pişmanlığımı kusuyorum yıkıp geçen zamanla
Kalbimdeki ilk hatıra yokuşu tırmanır yavaş yavaş gözlerim aşağılara düştükçe
Sis perdesinde dağılan adımlarla silinir babamlar güngünden
Düşlerime girer ferah anlar bundandı, bir anlık
Noksan bakışımı beton kulelerde alıştırsam da karalar pusarık hayli zamandır
Her gündüzün ucu baştanbaşa uzaklaşır durmaksız
Esefle… Uçuk, çivide çalmış…
Ayaklarıma gün doğmadan, lime lime olmadan henüz
İnsan nefesleri kalabalık ıraktan yakınlaşır, dudaklarını kulağıma hevesle dayar
Yakınmalı, ilenmeliyim…
Kuşkusuz!
Sesimin kırıntısı yalıyarlara varamaz, vuramaz kıyılara çeyrek tınısı bile
Gırtlağıma tıkalı ukdeyi kimseler bilemez mezarlarda
Denizde şuh kahkahalarla çağrışan sirenler el ettikçe… Yalnız…
Yabanıl borazanlar boşalırdı olanca… Körkandil… Ötelerde
Ay deli bala bulanmış dalgalarla güreşirken
Semada yalpalayacak kuşkusuz
Hatalı dualarım kabul elbet anladım, kaçtır!
Geç artık… Uçarı zevklerden… Kösnüllükten
Dili kabarık, dizleri boşalmış dalgalarla… İnce sıyrıklardan cesedi
Tuz buz… Soğuk, çoğu pütürlü anılar yaklaşıyor, yakınlaşıyor durmaksız… Bundandı

Yorum bırakın