Toprak

Şiir: Halim YAR

Seni izledikçe

Topraktan kapaksız gözler üzerime dikilir

Tenim tuğlaya çalar benek benek

Ünün taşradan duyulur, irkilirim

Gamzelerden fışkıran hercâyi gülüşlerin kapalı

Öğlen gülleriyle taç verir bazen

Yenin kehribara sürtünür, bahçeni işaretler cömertçe

Her sefer yekten yapılmıştır, amansız

Gelgitte mekân seninle kaplı

Pusulam, kokunu yakalarım apansız

Şimşek çatlağı denli gelgeç

Gecelerce yaldırabilirsin elbette

Ruhun gündüze bağlı

*

Hilal… İlkin çehren düşer aklıma ve güzdür

*

Doğarsın sesin de doğar

Sesinde ince sonbahar çığlıkları

Okursun zemin sarsılır birden

Mayhoş hüzünlü sesinle dokunurum

Tatlı ışığa serili yüzün hafif açılır

Sevinçle, tanırım kaybolanı

Sözün

İncinir… Seher yeliyle dalından kopar

Tadı henüz damağımda

Islak bir hayal dişlerime dolanır

Dilimleri birbirine yapışmış

Çekirdeği sertelmiş kabuğunda taptaze

Eğil ek, kuşlar şırıl şırıl ötüşsün

*

Ey ay! Sabaha dek çağır, kırlangıç fırtınası büyüsün 

*

Rüzgâr körkütük alevi yüreğime sürükler

İleride seherin yabanıl hazzı

Beni her esin mağarana çekiyor

Çöl fenerim!

Gölgeler yüz ekşitmiş ücrada

Puslu yamaçlardan çarçabuk kaçışıyor

Orman çalkalanır, kükrerken

Iraklar kırılıyor ezginle salkım saçak

Öylece

Gürgenler çatırdıyor

Gürleştikçe yüreğime sığmayan ezgin o saat

Kırkbudak salıyor seğirerek

Boynumu kenarından öpen o

*

Ey ay! Bahçene doğru… Gün günden esrik içtiğim andı işit

*

Günler seninle mine işlemeli, nasılsa

Bir saat kadranından sızıyorsun

Damarımda kurumuş tepi orada atıyor

Dağın ardı ne yakın, oysaki

Buyursa gizli kapaklı

İsmin

Yankılansa eteklerinde renk renk

Sivri yaprakları boşluğumu süsleyen

Tutuşmuş kelam nasıl olsa

Huzur kaplı

Vücudum serapa adınla damgalanmış

Haylidir yitmişim

Kim bilir kimim artık, söyle!

*

Ey ay! Sütün semadan sızsın, denizi emzir uslansın

*

Mevsimler yumuşak terden sırılsıklam

Çakırkeyif

Denize çarşaf yayılmış menevişli

Ilık cildimizi gıdıklıyor

Kıyıları okyanus mâisiymiş meğerki

Hava küskün, su hülyalı, denizanaları gövdemizi dalamış

Çakıllar ağır aksak kumsalda demlenirken

Ak kum tam kıvamında zerre zerre

Camdan damlayan şafak

Kanarcasına

Karaduta doluşan çocukların gülüşü 

Bulanık şimdi

Davet ettiğin her şey seraptan ibaret mi?

*

Ey ay! Yol, adımlarıma ilişir hem… Ev terk edilmiş içinde meltem esse ne yazar 

*

Serçeler sus pus kırk ikindi yağmuruyla

Kaç zamandır dirime susamış

Yolaklar tuzlu

Dere yatağı ıpıssız ardın sıra, kuru ardıç kaynıyor

Kısır kadınlara avuntu

Sıska dallarından çaputlar sarkıyor, gökçe boncuklarla birlikte

Bir ümide yaslanıp fenalığa göğüs gerer

Salınırlar durmadan

Ağızlarında alkış övgülerle beraber

İsmini mırıldanır, daima umarlar

Dönmeni, ellerini açarak

Ne yazık!

Diledikleri silinip yok olacak

*

Ey ay! Ardıçları kucakla ne olur günbegün sineleri yeşerse

*

Yumruk sinemde çarpar, kalbim!

Değersen uçacak sana karşı

Yer sırtında taşıyor alaca kâfileyi

İzinin üstündeyiz

Mesafeler durağan, alıcı, güç bela… İklimleri katladık

Örenlerden geçerken sövüyorum

Katran giyinmişlerle

Hava ıslık ve ilentiyle uğulduyor, nefesi kusuyorlar

Çakmak çakmak gözleri çataklara varmıyor

Ne zamandır!

Kasvet, aç bîilaç loşlukta yeldiriyor

Korku iliklerimde, kımıltısız

Kayalar bizleri birer birer yutuyor

*

Ey ay! Dün bugün yarın, zamanın ne önemi var?

*

Dalgalardan kat kat karanlık

Uzakta usul usul sahili tarıyor

Ağarık saçların bu sularda yıkanmış… Ey asil mermer!

Soğuk

Omzundan geriye bak

Melekler seyrediyor esefle

Haylaz cinler zemheride fısıldaşırken

Cadılar kürek kemiğiyle fal bakıyor lanet getirerek

Göğün burçlarından yıldızlar seyreliyor

Silsile dağlar düzlükte yükselirken… Sapaklar bıçak ağzı

Tün alabildiğine bucaklara saçılmış

Göz gözü görmez gayrı

Bakışlar parçalanmış

*

Ey ay! Kâfir misin bu kadar kıyıcılık nereden…

*

Sisle sarmalanmışsın, ötede

Gizem kaburgamı dürtüyor diken diken

Derinlere batıyor tırnakları sayende

Yokuş boyuna tırmanırken

Yarın kulaklarda yırtık kanat çırpışları…

Yaramı didik didik deşiyor

Ayaz!

Sunağa yaklaşmışım

Göğsümdeki nişan, demir leblebim!

Hediyem pek az… Cildim kavlı, bir yokla alazlansın

Eğirdiğim ipekle kuşan, tabanımdan akan otlarda gezin

Vahşi rayihan dolaşsın

Boynumu uzattığım çok oldu

*

Ey ay! Emrine amadeyim, busenle dudağımı kessinler

*

Sancım kökünden lif lif saçaklanıyor

Sazının telleri keskinleşirken

Bacaklarıma yılgı çöküyor yeni yeni

Basamaklar bittikçe

Şakaklarımda acı kırçıllaşıyor

Kar sulu sepken bastırırken

Kaygan

Putlar yanı başımdan yuvarlanıyor teker teker

Yosun tutmuş sakallarım perişan

Peşinden yürüyordum, dizleri boşanmış

Epeyidir… Bahçen belli belirsiz

Ezgin kurbanları çekiyordu

Cesetler sessiz sedasız dinleniyor arkamda

*

Ey ay! Eşiğine eriştim… Tek sözün kabulümdür dilegel şimdengeri

*

Kafam önde dağınık bahçene yettim

Gerdanından benler seçiyorum

Deste deste

Avuçların yavruağzı mı?

Sakin kuytudan derilip dineliyorsun

Göl buhar tüttürüyor

Sarmaşıkları koyultmuş

Çizgilerin beliriyor büklüm büklüm

Zifiri delerek serpiliyorsun oyalanmadan

Buruk heyecan içerime çörekli

Saklı gözeni buldum sonunda

Avucunu daya, susak gönlüme içir

Balçıktan nice nice güneş yıkıldı

*

Ey ay! Sana ulaşmak için onca şey sevdim ve nefret ettim

*

Parmak uçlarımda kabarcıklar genişliyor

Nihayet!

Çiçekler patlayacak

Üzüm taneleri sunuyorsun silleyle dingin

Hışmında öpücükler gömülü

İltifatın çetin, gururumu okşuyor bir daha

Kör kuyudan taşıyorsun, sil baştan

Taş tokça kıpırdanıyor… Harabeler yapılıyor gelgitle

Tepeden tırnağa bembeyaz

Kurulduğun zirve doyumsuz

Yalnız… Bir yudum uykum kaldı

Seninle paylaşacağım

Bana iğdelerin hoşluğuyla nazar et

*

Ey ay! Düşlerim kabarırken bahar başıma vurdu

*

Baharın kara bulutlar yığılır gürler

Yükünü alır

Ölü vadiye yavaştan süzülür, kelebekler

Çağla dibine konar

Kokusundan haberlice

Sazının telleri

Billur sesinle oynar

Arı duru ruh üflenmiş ezginle soluklanır

Her cansız ölüler arasında bir saat bekler

Hepi topu

Çiğ düşer, aydınlık vakti doruklarda…

Güneş sevimsiz

Bulutlar ışığını süzmüştür

*

Ey ay! Yanağında leke var… Çilden mi, güneşten mi?

*

Dünya eğiliyor

Bulutlar kanatlanırken

Dağlar yürüdüğünde, diyorsun

Ağacı hatırla siste

Şayet!

Yer deprenir, kalbin titrerse

Gök çatlayıp suyunu dökerken

Deniz kabarır içi içine sığmaz da coşar

Gönlün daralır bilirim

Bana sarın, unutma!

Ufuk… Ufuk, kaçar… Ufuk… Ufuk, kaçar

Beni oku… Beni izle

İlla ufuk… Ufuk açar

*

Ey aşk! Ayın on dördü… Söyle! Sözlerin nelere gebe?


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin