Yazar: Mustafa Barış
“Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç …”
İsmet Özel
Bir süre geçti. Olanların yarattığı huzursuzluk yetmezmiş gibi yaşananları başkalarına, hele babasına anlatma düşüncesi de terletiyordu onu. Komşuya kadar gidip gelme aralığında meydana gelmişti baba ve oğul arasında geçenler. Evde torun ve ailesini görmeyi bekleyen biri için şaşılacak ve hatta kızılacak bir durumdu boş evi bulmak.
Tek tarafı dinlemenin vakıaları kavramada yarattığı müphemliği iyi bilirdi. Dinledi olanı biteni, arabayı göstererek yapılması gerekeni açık etti:
-“Hemen git şehre, sağa sola bakınmadan bul, getir onları çabucak!”
Şehir yolunda buldu kendini. Oğluyla arasında geçen tartışmalara mı, babasının söylediklerine mi dikkat kesilse zorlu şehir yolunda, emin de olamıyordu. Aşikar, zorlanıyordu. Neyse ki her yolculuğunda uğramayı adet edindiği çeşme başına sağ salim gelmişti. Araçtan indi. Elini, yüzünü yıkadı. Kana kana içti tertemiz kaynaktan. Çilek tarlalarından yayılan muhteşem koku şehir yolunu çekilir ve güzel kılan önemli bir etkendir. Fakat takıntılı akılda düşünceler bambaşka. Mesela birisi, babasının en son söylediği çıkmıyor aklından:
-“Hemen git şehre, sağa sola bakmadan bul, getir onları çabucak!”
-“Hemen git şehre, sağa sola bakmadan”
-“Sağa sola bakmadan”
“Hayır, hayır o olamaz. Trafikte sağıma ve soluma bakmamam gerektiğini söylemiş olamaz. Araç kullanmıyor olsa da durum değişmez.” diye aklından geçirdi. “Fransız meclisinde sağa ve sola oturanların farklılığına da atıf yapıyor olamaz.” Takıntılı aklın serencamı… Düşünmeye, anlamaya çalışmaya devam ediyordu. Araç yokuşta, dimağ “olmazların zoru içinde!” “Gözün hayasızlığa kayabileceği saikiyle tedbir amaçlı söylenmiş bir sakındırma mıdır?” diye telakki etmeyi de kabul edilebilir bir ihtimal olarak yorumlamadı. Mesele “bakma” ile “bakınma”nın nüansı hepi topu. Lakin yalnızlık zor. Görünen ve anlaşılan o, çok hem de çok zor!
Nihayette menzile ulaştı. Aracı park etti. Kitlediğinden emin oldu. Evinin bahçesinde oğlunu gördü. Yaya geçidinden güvenle geçti. Aralıklı bahçe kapısından içeri girdi. “Deden, evde soğan ve sarımsak bitmiş, söyle bizimkilere alıp getirsinler dedi.” diyerek söze başladı. Gülümsemekten kendini alamayan oğul, babasının eline yöneldi. Hürmet ve muhabbetle öptü.


Yorum bırakın