Yazar: Abdullah Yasir Can
Sevgi, kendisi hakkında kastedilen şeyin hemen hemen herkes tarafından aynı şekilde anlaşıldığı, fakat ne olduğu kelimelere döküldüğünde yine hemen hemen herkesin farklı cevaplar verebileceği bir duygudur. Sevgi, üzüntü, kızgınlık, nefret vs. gibi duygulardan herhangi birini hissetmeyen kişiye bu duyguları kelimelerle anlatmaya çalışmak neredeyse imkânsızdır. Bu duyguları hisseden kişiye ise anlatmaya gerek yoktur. Bu sebepledir ki “Sevgi nedir?” diye bir soru sorulsa alınacak bütün cevaplar farklı ama kastedilen şey aynı olur. İnsanların “Sevgi nedir?” sorusuna verecekleri cevaplar sevginin ne olduğundan çok sevgiden beklediklerine göre farklılaşmaktadır. Sevginin kendi başına bağımsız şekliyle açıklanabilmesinin güçlüğü onu başka bileşenlerle açıklama sonucunu doğurmaktadır. Tanımlar ve açıklamalar için geçerli olan bu zorluk sevgi için kriterler koymayı ya da seven insana sorumluluklar yüklemeyi beraberinde getirir. Sevgi daha tanımından itibaren bağımsız, otonom bir hal taşımayıp bileşenlerin güdümüne girer. Genelde ilgili bileşene özelde ise kriterlere, getirdiği sorumluluklara göre bir anlam ve açıklama alanına hapsedilir. Sevgi artık kendi başına anlamı olan bir kelime değil, devamında gelen kelimelere ya da cümlenin içindeki kullanımına göre açıklanan bir nesneye dönüşür. Örneğin; “Sevgi fedakâr olmaktır.” şeklindeki bir cümlede sevginin kendi başına bir anlamı yoktur. Sevgi fedakâr olmak fiilinin gerekçesi veya nesnesidir. Aynı durum seven insan için kurulan cümlelerde de geçerlidir. “Seven kıskanır.” cümlesinde seven kişi etken değil, edilgendir. Çünkü kıskanmak fiili tarafından esir alınmıştır. Yine aynı şey cümlenin olumsuz haline de uyarlanabilir. “Seven kıskanmaz.” ifadesi de seven kişiyi devamındaki eylem olan kıskanmamaya göre konumlandırır. Oysaki sevgi, devamında gelen kelimelerden bağımsız, otonom bir hissiyatı ifade eder.
Sevginin bir hissiyat olduğunda şüphe yoktur. Genellikle de insanın kontrolü dışında gelişir. Hem insanın içindeki hissiyat olan hem de kontrolü dışında gelişen bir duygu nasıl olur da bileşenlerinden bağımsız halde düşünülemez? Hatta bileşenlerin esaretine girip nasıl kendi doğal alanını yitirir? Bu raddeye nasıl gelir? Bu soruların cevaplarını aramaktansa neden böyle olmaması gerektiğini tartışmak daha doğru olabilir. Öncelikle sevginin eylemsel bir şey olmadığını vurgulamak gerekebilir. Sevgi tamamen duygudur. “Sevgi fedakâr olmaktır.” örneğinde eylem sevgi değil fedakâr olmaktır. Bir hissiyat bir eylemle kayıtlanmıştır. Ancak fedakâr olmayan birisi de içinde sevgi duygusunu taşıyabilir. Cümleyi olumsuz olarak kurduğumuzda da durum değişmemektedir. “Sevgi fedakâr olmamaktır.” şeklinde vurgulandığında da bu sefer sevgi fedakâr olmamakla kayıtlanmıştır. Her iki durumda da sonuç aynıdır. Sevginin cümle içinde anlamı olmadığı için devamındaki fiil üzerinden anlamlandırılmıştır. Sevginin kendi anlamının olduğu bir bağlam düşünüldüğünde ise devamında gelecek eylemlerle ilişkilendirilemeyeceği ortaya çıkmaktadır.
İnsanın içindeki duyguların çoğunluğunun insanın kontrolü dışında gelişmesi o duyguların kendine has olmasının sebebidir. Duygular siparişle hissedilemez. Sevgi veya nefret herhangi bir zorlamayla gerçekleşecek şeyler olmadıkları için sebep-sonuç, amaç-sonuç gibi ilişkiselliklere konu edilemez. İnsan, hayatın akışında bir kişiyi veya bir şeyi sever. Sevgi hissi oluştuğunda sevginin sınırları biter. Ondan sonra gelecek her eylem sevginin sınırları dışında kişinin ahlaki tercihleri çerçevesinde gerçekleşir. İnsan sevdiğinde iç dünyasında fırtınalar kopabilir, kelebekler uçabilir veya daha dingin bir ruh hali oluşabilir. İçinde yaşadıkları tamamen sevginin doğal, engellenemez sonuçlarıdır. Dış dünyada yansıması, sevgi adı altında gerçekleştirdiği her faaliyet o insanın sevmesinden bağımsız, sahip olduğu ahlakiliğinin sonuçlarıdır. Seven kişi sevdiğinin yoluna güller serebilir, şiirler yazabilir ya da sevgisi uğruna cinayet de işleyebilir. Sevgi bu eylemlerin hiçbirinin müsebbibi değildir. Sevdiği için hiçbir şey yapmayabilir, sevmediği halde her şeyi yapabilir. İşte bu yüzdendir ki sevgi görülemez, en fazla hissedilebilir. Sevgi konusunda insanın yapabileceği tek eylem sevmektir. İnsan sadece sever. Karşılık gelip gelmemesi, harekete geçip geçmemesi sevgi ile alakalı değildir. Sevmenin kendisi ahlakın konusu değil, devamında gerçekleşen eylemler ahlakın konusudur.
“Seven kıskanır mı?” sorusuna dönecek olursak seven kıskanabilir ya da kıskanmayabilir. Kıskanma ya da kıskanmama hissi sevginin zorunlu sonucu değildir. Kıskançlık sevenin sevdiği kişiyle arasında yaşadıkları veya yaşayamadıkları sonucunda ortaya çıkan ikinci bir alandır. Seven kıskanır/kıskanmaz şeklindeki emanet şablonların bir değeri seven kişi için yoktur. Eğer şablonlar duygulardan önce geliyorsa orada sevginin bağımsız olarak varlığı sorgulanmalıdır.


Yorum bırakın