O Anlar

Yazar: Mustafa Barış

Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları

ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder.

Ahmet Haşim, Müslüman Saati

Evden, kapının sesini duymanın imkansız olacağı bir nezaket ve zarafet içinde ayrıldı. Giysilerini de kalbini de temiz tutma çabasının diriliği, ihtiyar yaşında olmasına rağmen duruşuna olumsuz etki etmemiştir. “Erken uyananlar” cemaatinin bir parçasıydı ve de yokluğunun fark edilmemesi âdetten değildi.

Sıklıkla kat ettiği bağ yolunda iken güneşin sıcaklığını iyiden iyiye hissettirdiği zamanda bir ağacın gölgesine sığındı. “Gölge” dedi. “Hem güneş olacak hem de güneş ışığına mani bir varlık olacak meydana gelebilmesi için.” Vücud bulmak ve gölge! Din ve faiz, borç ve riba! “Kadir-i mutlaksın ya Rab” diyerek doğruldu ve adımlarını görece hızlandırarak tekrar yürümeye koyuldu.

Bağa varınca, görünce ağaçları, bostanları, menderesler oluşturarak akan nehri… Tabiatın uzun ve derin nazarlara teşne olduğunu kavradı. Kararınca karıncayı da düşünmeyi heybesine koymamak olmazdı. “Safını belli etme”nin en güzel mirasını taşıyan bu mahluk parmaklarının üzerinde geziniyordu. Omcaların birkaçından üzüm salkımları kopardı. “Olmuş” dedi. “Hazırlanmalı, yarından tezi yok başlamalı bağ bozumuna.” diye aklından geçirirken müezzinin sesindeki tatlı telaş ezanın akşam vakti için olduğunu ilan ediyordu. Dönüş yolunda ara ara yol verdi gelen, geçene, çekilerek yol kenarına. Toprağa çapa vurmaktan nasırlı elleri, güneşin kavurduğu derileri ile sonbahara, demem o ki kışa, hazırlanan köy halkının arasında insanlardan bir insandı.


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin