Yazar: Ömer Gülen
1- Filistin mücadelesinin tarihi önümüze şu gerçeği koymaktadır. Mescid-i Aksa’nın varlığı, bir tarih bilinci olarak tüm Müslümanlara ama coğrafi bir kader olarak Filistin halkının omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumluluk, peygamberlik geleneği içinde oluşmuş bir tarihin izlerini günümüz gerçekliğine taşır ve tinsel bir değer olarak Süleyman Mabeti’nde mukaddes anlamına kavuşur. Yahudi tarihi, inancın tarihini ırksal bir tarihe dönüştürerek, peygamberi geleneği yok etmiş bir halkın tarihidir. “Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim” demişti İsa ve Yahudilerin kendi iğrenç tarihlerini yüzlerine şu sözleriyle çarpmıştı: “Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik’ diyorsunuz. Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz… Böylelikle, doğru kişi olan Habil’in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya oğlu Zekeriya’nın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu kuşak sorumlu tutulacaktır.” İsa, Zekeriya’yı, Yahya’yı, öldüren bu neslin kendisini de öldürmek istediğini çok iyi biliyordu. Planlarını yapmışlardı ama Allah İsa’yı onların şerrinden korumuştu.
2- Hıristiyan Avrupa insanı Yahudi’den nefret eder. Şuan ki dostluk ilişkilerinin sebebi, Müslüman düşmanlığı, Yahudi şerrinden uzak olmaları ve paradır. Roma’da, Ortaçağ Avrupa’sında ve İspanya’sında Yahudi parayla uğraşan düşük insandı ve Kilise’nin bile onlara gösterdiği tahammülün tek sebebi Doğu’yla yapılması gereken ticarette (ticaret düşük insanların işi olarak görülüyordu) bu düşük insanlara ihtiyaç duymasıydı. Hıristiyan insanının, İsa’yı öldüren insanlar olarak gördükleri Yahudilere karşı öfkesi saldırganlığa dönüştüğünde onları Kilise korumak zorunda kaldı. Yahudi’ye olan nefreti Geç Rönesans döneminde görünür kılacak kişi Venedik Taciri kitabıyla W. Shakespeare olacaktır. Venedik’te yaşayan Yahudi tacir Shylock’tan, herkes nefret etmektedir. Shakespeare bu nefreti Venedikli asilzade Antonio’nun Shylock hakkındaki düşünceleri aracılığıyla ifade eder. Shylock Venedikli arkadaşı için kefil olacak Antonio’yu görünce içinden şunu der:
“Tıpkı kuyruksallayan öşürcüye benziyor
Hıristiyan diye ondan iğreniyorum
Hem burda deli gibi boş yere ödünç verir
Venedikte faizin kıymetini düşürür
….
Mübarek soyumuzdan nefret eder tastamam
Tüccarların en fazla toplandıkları yerde
Bana, ticaretime, öz hakkım kazancıma
Faiz diye köpürür, avaz avaz küfreder”
Antonia, ticarette faizi sevmemesine rağmen, arkadaşı için onun borcuna kefil olur. Shylock faizin kötü bir şey olmadığını Yakup’la dayısı Laban’ın Tevrat’ta geçen hikayesini anlatarak açıklamaya çalışır. Bunun üzerine Antonio:
Faiz iyidir demek için mi hep bunları
Araya sokuşturmuş sokuşturanlar? Yoksa
Sizin koçlar koyunlar altınlar gümüşler mi? der.
Shylock, Antonoi’ya, yüzüne tükürmesine, kendisine hakaret etmesine rağmen parayı verecektir ama bir şartı vardır. Para zamanında ödenmezse, Antonoi’nun ciğerini alacaktır. Antlaşma yapılır, Shylock’un çok iyi hesapladığı gibi, Antonoi’nun arkadaşının gemileri okyanusta yok olur ve para geri ödenmeyince, antlaşma gereği Antonoi’nun ciğerini Shylock alacaktır. Mahkeme kurulur ve kaçınılmaz son yaklaşırken, Avrupa’nın iğrenç zihni Shakespeare’ın oyun kurgulama becerisi içinde açığa çıkar. Evet, Shylock mahkemece Antinoi’nun ciğerini almalıdır ama bunu yaparken kan akıtmamalıdır. Sadece ciğer. Çünkü antlaşmada kan akıtmak yoktur. Shylock boşuna bu durumun saçmalığını anlatmaya çalışır. Eğer Shylock davadan vazgeçerse, suçlu olacaktır ve suçu karşılığında, malını, evini, güzel kızı Jessica’yı geride bırakıp doğuda bir yere sürgün gidecektir.
Biz Shakespeare’ın bu oyununun İngilizlerin Yahudi politikasına kaynaklık ettiğini pekâlâ görebiliyoruz. İngilizler, yirminci yüzyılda Ortadoğu’nun haritasını çizerken Shylock’a doğuda yaşayacakları uygun bir yeri bulmuştular. Böylece Avrupa’yı Yahudilerden kurtarmış oldular ve azgın Yahudileri Müslümanların başına bela ettiler.
3- Yahudi devleti kurulduğu tarihten beri, İslam devletleri Filistin topraklarını koruyamadı ama Filistinliler İslam topraklarını Yahudi yayılmasından korudular. Bu mücadele, Musa Kazım Hüseynî Paşa, oğlu Abdulkâdir el-Hüseynî ve İzzeddîn el-Kassâm, gibi Müslüman önderlerin öncülüğünde bir halk hareketi bilincine dönüşürken 1959 yılında kurulan El-Fetih hareketinin (hareketin ismi 1968’te FKÖ olacaktır) Solcu devrimci liderleri aracılığıyla, Filistin halkının örgütlü mücadelesi içinde varlığını sürdürecektir. Bu hareket Yaser Arafat, Salah Halef, Halil el Vezir ve Leyla Halid gibi liderlerin öncülüğünde 1985’lere kadar Filistin mücadelesini üstlenecektir. Yahudiler, kuruluş tarihlerinden önce İngilizler ve 1948’den sonra ABD tarafından sürekli yenilenen askeri teçhizatlarıyla güçlü bir ordu kurmalarına rağmen Arap devletlerine karşı askeri zaferlerini ABD ve Avrupa devletlerinin koruması altında gerçekleştirebildi. Savunmasız insanlara karşı cesur ama karşılarında küçücük bir direnç gördüklerinde cesaretten yoksun sünepe bir askeri birlik olduğunu her zaman göstereceklerdi. Yahudilerin Filistin toprakları içinde genişlemelerini kolaylaştıran neden, Arap devletlerinin dayanışmadan yoksun halleri ile Filistinlilerin askeri teçhizattan yoksun zayıflığıydı. Bu zayıflık sebebiyle Filistin halkı, acımasızca gerçekleştirilecek birçok katliama maruz kalacaktı. Dair Yasin, Sabra ve Şatilla katliamları, köy baskınları, evlerinden kovulmaları, arazilerinin yakılması ve zorunlu göçe maruz bırakılmaları. Bütün bu sürece rağmen Filistin Halkı kendi toprakları içinde direnişi canlı tutarak Yahudi yayılmasının çevre ülkelere sıçramasını engellemeyi başarmıştır.
4- Filistin mücadelesini, konformist ve yarınları için hep Amerikan rüyası gören embesillerin anlama şansı yok. Ahlak bilgisinde, cesaretten yoksun kalmış bir çağın çocuklarıyız ve gerçeklikle kurduğumuz ilişki, bize gösterilen dünyanın ötesini tanıyacak entelektüel ilgilerden çok uzakta. ABD’nin önümüze koyduğu dünyayı tüketiyoruz. ABD, 2. Dünya savaşından sonra yüksek paralarla fonladığı üniversiteler, kültürel aktiviteler, konferanslar, aracılığıyla politik bilince sahip bir nesli ustaca manipüle etmeyi başardı. Manipüle edilen bu insanlar 68 kuşağını oluşturacaktı. Politikadan anladıkları şeyler sadece, liberal dünyayla uyumlu, cinselliği toplumsal normlara karşı gövde gösterisine dönüştürmüş, bolca uyuşturucunun tüketildiği, silahsız bir anarşizm ve dine yöneltilmiş bir iktidar söylemiydi. Filistin’deki soykırıma rağmen hala Yahudi seviciliği yapan Avrupalı devlet başkanlarının çoğunun 68 kuşağına mensup olması tesadüf değil. Aynı devlet başkanları Ukrayna’da başlatılan iğrenç savaşında büyük destekçileri oldular. Artık entelektüel sorumluluğa sahip devlet yöneticileri geleneği kapandı. Avrupa kültürünün üzerine ulusal şirket sahiplerinin serpiştirdiği yöneticiler var ve Biden gibi akıl melekesinden yoksun bir çocuk tacizcisinin yönettiği Amerika şaşırtmıyor dünyayı.
5- Suriye savaşını büyük bir hata yapan gerçek Filistin mücadelesine vuracağı darbede ortaya çıkacaktı. Ve biz zavallı televizyon izleyicileri tekbirler getirerek bu hataya ortak olurken CNN ya da FOX medyasının gazına gelmemiştik sadece. Bir dünya Arap savaşçısını eğitip Müslüman bir ülkenin üzerine sefere gönderme alçaklığını da üstlenmiştik. Sonuç, Yahudi gücüne karşı belli bir yaptırım gücüne sahip olan Suriye’nin yok edilmesi. Göçmen sorunu, PYD, IŞID ve BOP Müttefikimiz Amerika’nın Siha’yı düşürmesi. Suriye Savaşı başladığında yerli Yahudilerin, Cübbelinin, İslamcının, Fetullahcının, Mafyacısının, Kedicik grubunun, Şenocak ekibinin hepsi büyük bir coşkuyla savaşı alkışlamıştı. Üniversitelerde Şiilik Sünnilik üzerine, savaşın nedenini meşrulaştıran çalıştaylar, paneller yapılmıştı. Nihayet enerji kaynaklarına kavuşmuş mutlu bir Amerika, İsrail ve güçlü bir dayanağını kaybetmiş Filistin. Bu basit hatayı biz, bilinçten, bellekten yoksun samimiyetimizle işledik. Dünyayı tanımakla ilgili hiçbir entelektüel çabayı umursamıyoruz. Varsa yoksa, salak salak konular etrafında dindarlık gösterileri, hiçbir faydası olmayan tez çalışmaları, konferanslar, büyük Türkiye güzellemeleri.
6- Filistin Halkının gücü, gerçekle olan irtibatı koparmamış olmalarından kaynaklanıyor. Bir baba ölmüş çocuğunu kollarında sallayıp, ‘direniş için ölümün kutlu olsun’ derken İstiklal Harbinin her türlü fedakârlığını üstlenmesi gerektiğinin farkında. Bu halk küçük Faris Ode’leri bağrından çıkarmış bir halk. Ölümü güzelleştirmeyi biliyorlar. Dünyanın güç dediği silahlarla, bombalarla alay etmesini biliyorlar. Cesareti, toplumsal bir hafızaya dönüştürmeyi başarmışlar. Başlarına gelecek her şeyi biliyorlar. Yahudilerin, sahipleri tarafından verilen kimyasal bombalarını, tanklarını, zorda kalınca imdatlarına yetişecek Amerikan uçak gemilerini, Arap yöneticilerin ikiyüzlü siyasetlerini, Türk yöneticilerin coşkulu demeçlerinin kofluğunu, Avrupalıların İnsan hakları derken Yahudi haklarından bahsettiklerini biliyorlar. Ama güzel olan her şeyin onlara ait olduğunu, gökyüzünün, mavi denizin, şarkıların, şiirlerin onlara ait olduğunu biliyorlar. Hanzala’nın dünyaya sırtını dönerken, kendilerine güldüğünü biliyorlar. Yaşadığımız dünyada ruh sahibi tek topluluk Filistinlilerdir. Üzerlerinde peygamber coşkusu var. Korkmuyorlar savaşıyorlar. Onların çaresizlik içinde başlattıkları İstiklal Harbi’nin değerini pekâlâ biliyoruz. Bir yüzyıl önceki tarihimizden biliyoruz. Filistin mücadelesiyle, özgür bir Filistin devletinin kurulması dileğiyle.

Yorum bırakın