Cici Kullar Dünyasına Yolculuk


Yazar: Endülüslü Adil

Minicik bir yavru kuşun, serçe parmağınızı avuçlayıp, sizinle yollar, tepeler aşması… Babalık “koskocaman” bir nimet…

Nimet büyük olunca, mesuliyeti de büyük oluyor tabi. Burada sizlerle acizâne çocuklarımıza Kur’an öğretme, Siyer, Peygamberler Tarihi, masallar anlatma, kitap okuma sevgisi kazandırma ve onların çizgi film izlemesini öğrenmeleri gibi konularda kişisel tecrübelerim üzerine biraz sohbet etmek istiyorum.

İlahiyat mezunu bir Müslüman olarak, her Müslüman gibi, çocuklarıma Kur’an’ı öğretmek ve Rasulullah Efendimizi anlatmak kaygısındayım. Bu iki mühim alanda, bizim çocukluğumuza kıyasla çok sayıda kitap, dergi ve hatta çizgi film yayınları varsa da, herkesin gönlüne ve çocuklarının meşrebine uygun olan metinlere ulaşmak zor olabiliyor. Serde ilahiyatçılık da olunca, -siz de benim gibi- hayli titiz ölçüler geliştirmiş olabilirsiniz. Bu durumda sunulan seçenekleri beğenmek hayli zor. El mahkum kendi yöntemlerinizi inşa ediyorsunuz.

Evvela şunu itiraf etmeli: Çocukların her biri nevi şahsına münhasır. Öyle makine gibi, robot gibi, “ver önüne bilgiyi iyi adam olsun, cennete gitsin” tarzı bir çözümümüz yok. (İleride insanoğluna çip filan takılacaksa da, Hak Teâla katındaki mesuliyet çerçevemiz irademizle ilgili kalacak. “Çipli” şekilde yaratılmadığımıza göre, yine orijinal format üzerinden hesaba çekileceğiz.)

Çocuklarım, dinimizi doğru öğrensin, Peygamber Efendimizi sevsin istiyorum. Bittabi, önce benim sevmem gerek, ki yansıtabileyim. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklarda, bazı şeyler anlatmakla olmuyor. Oysaki çok küçük yaşlardan itibaren, olumlu ve olumsuz bir yığın çizgi film, dizi, ekran ürünü yayınlarına maruz kalıyor yavrularımız. Genç ebeveynler olarak aynı güçte alternatifler oluşturamıyoruz. Böyle durumlarda da tabi olarak başka ebeveynlerin neler yaptıkları hep bir merak konusu oluyor. İyi ya da kötü yaşanmış tecrübeler, kişinin kendi gibi damdan düşen birini bulması gönlünü ferahlatabiliyor. Neyse ki çocuklarımızın eğitimi, bir makinayı/robotu yanlış kullanıp iflah olmaz bir şekle bozmaktan çok daha farklı; daha insaflı, daha uysal, görece telafi imkânlarının olabildiği uzunca bir süreç.

Kişisel hayatımda, ebeveynliğin çözebildiğim en önemli meslek sırrı, çocuğunuzla iletişim kanalınızın herhangi bir şekilde sürekli açık “tutulması”. Ne olursa olsun, mümkünse her gün, ya da en geç haftada bir, -elbette geçen süreyi telafi edecek dozda-, çocuklarınızla olan ikili ilişkinizi canlı ve güncel tutmalısınız. O cici kullar, kocaman yürekleriyle sizin iş yoğunluğunuzu, hastalıklarınızı vs. vs. her ebeveynlik kusurunuzu telafi edebilecek yüce gönüllülükle donatılmış varlıklar. Ancak bu, onların ilgi hukukunu sistematik bir ihmal imtiyazını size vermez.

Cici Kulların Eğitimi

Bu konuya başlarken iki hususu zikredelim:

  1. İnsanlar, zevkler ve keyifler çoğunlukla başkalarından kopyalayarak öğrenilir. (Çocuklarınız sizin zevklerinizi kopyalayarak kendi zevklerini geliştirir.)
  2. İnsanın duyguları kördür. Onlara görmeyi siz öğretirsiniz. (Çocuklar, nerede, nasıl hissedileceğini, hangi histe nasıl davranılacağını sizden görerek öğrenir. Öfke: bağırmak/vurmak/kırmak..)

Bu iki husus, üzerinde ciltler dolusu yazılabilecek hususlar. İnsan fıtratının kodlarını içeriyor. Konuyu dağıtmamak adına fazla girmiyoruz.

*

Çocuğunuz, 1-2-3 yaşına gelene kadar, ona öğretim anlamında bir şeyler anlatmanız pek sonuç vermez. Çocuk sistemli ve uzun süreli dikkat yeteneği gelişmediği için, hikayelerinizi pek anlayamaz. Ancak hisseder. Yani şu cici kullara, kitap, Kur’an yahut her ne yöneltirseniz, çocuk bunların hepsini sözel olarak değil ama hissen/ruhen anlar. Gönlüne yerleşir. Ebeveyninin ona ilgisini yönelttiği nesneye karşı, çocuğun dünyasında ilgi, merak, sevgi uyanır. İlerleyen yaşlarında bu konularda vereceğiniz bilgileri çok daha çabuk kavrar.

Yani çocuğunuz 3 yaşına gelene kadar; biyolojik ihtiyaçlarının yanında, ebeveyn olarak mutlaka ruhi ihtiyaçlarına dönük bir gündeminiz olmalıdır.Çocuğunuzla oyun oynamak (ce’ oyunları bile olsa), onu öpüp koklamak, başını okşamak, ninni (ilahi, türkü, salavat da olabilir) söylemek, pışpışlamak, hepsi sevgi alametidir. Bunların hepsi bebe gönlüne yazılır.

Bebelik evresinde dua etmeye değinmek isterim; söz gelimi 1-1,5 yaşlarında çocuğunuzun duyacağı şekilde yüzüne dönük mümkünse göz göze gelerek, “Allah’ın salih kulu olasın, Allah mazlumların hâmisi kılsın, İslam sancaktarı kılsın..” gibi Allah’a yönelen yarı fısıltılı dualar etmeniz, çocuğunuzun sizin ona güzel bir şeyler söylediğinizi anlaması için yeterlidir.

Namazlarınızda ve her vesile ile ettiğiniz dualarınızın, aileniz ve çocuklarınız üzerinde sekînet/sükûnet etkisi olduğunu da hatırlatalım.

*

Çocuklarınızla ilgilenmenin, -oyun dışında- en pratik yolu; onlara bir şeyler anlatmak ya da okumak.

Okumayı sevmeyen bir ebeveyn iseniz, anlatmak güzel bir çözüm olabilir. Anlatmak, göz göze iletişim ve tesir açısından elbette çok yüksek verimlilikte. Hatıralarınız, çocukluk anılarınız, gezdiğiniz yerler, aile gelenekleriniz, bildiğiniz hikâyeler, masal ve fıkralar, vs. her şeyi anlatabilirsiniz. Her zaman anlatacak bir şey bulamayabilirsiniz, yavan tekrarlar da bir yerden sonra sıkıcı olabilir. Bu gibi durumlarda okumak iyi bir alternatiftir.

Biz okumak üzerinde duralım. Okuyarak anlatmak da denebilir.

Kur’an Eğitimi (Öğretimi değil)

Efendim ilk olarak, tarihimizde destan anlatma geleneğimiz vardır. Battal Gazi, Hz. Ali’nin Cengnameleri, Köroğlu destanını anlatan, aksakallı amcalar, dedeler vardır. Şimdilerde yerini tv dizileri alsa da, iç dünyamda kendimi bildim bileli bu geleneğe özenen bir yanım oldu. Bir gün düşünüp, çocuklarıma bizzat ben anlatabilir miyim acaba diye düşündüm.  Kur’an kıssalarına bu vesileyle başlamış oldum.

Oğluma Kur’an okuturken, Arapça bilgimden ve meal kültürümden cüret alarak, okuduğum sayfada ilgisini çekeceğini düşündüğüm ayetlerden ara ara bahsetmeye başladım. Daha sonra, oğlumun bu anlatılarımı son derece iştiyakla beklediğini gördüm. Beni şaşırttığı kadar hayli memnun da eden bir süreç böylelikle başlamış oldu. (Kur’an okumayı öğrenmeye başladığı 4-5 yaşından sonraki bir dönem)

Kur’an, öğretimi değil, eğitimi dedik. Zira öğretim Kur’an harflerini, tecvid kaidelerini, okuyuş kurallarını belletmektir. Bunu siz zaten yapar ya da yaptırırsınız. Toplumumuzda maalesef Kur’an eğitimi ihmal ediliyor. Biz buna dikkat çekmek istedik.

Kur’an-ı Kerim, her konuyu içinde toplayan, yoğun bir metin. Fıkıh var, tefsir, kelam, botanik, oşinografi, astronomi… Bir ayetten nerelere açılmanız mümkün değil ki? Böyle bir imkân varken niye değerlendirmeyelim?

Bir ebeveyn olarak, çocuğunuzda Kur’an bilinci oluşturmak isterseniz, çocuğunuzun yaşına göre meal/anlatı hatimler etmeniz mümkün. Mesela çocuğumuzla yüzünden okuduğumuz sayfalara bir göz atalım;

  • Çoğunlukla kıssalar geliyor. Hz. Adem, Hz. Musa, vb.. Peygamberlerin hayatlarında çok ibretler var. İlk anlatımda, yaşına göre hikâyenin ana iskeleti. Belki o sayfada geçmeyen diğer ayrıntıları ile anlatılabilir. İkinci anlatımda, (her anlatımda üzerinden 3-6 aylık bir zaman geçtiğini, çocuğunuzun biraz daha büyüdüğünü farz ederek) biraz daha hikmet yönüne vurgu yapılabilir. Üçüncü anlatımda çocuğun hikâyeyi içselleştirmesi sağlanabilir. “Böyle bir durumda kaldığında” kendisinin de “şöyle şöyle yapabileceği” telkin edilebilir. Dördüncü anlatımda, benzer bir durumda karşılaştığında “ne yapabileceği” sorulabilir. Bir hikâyeyi bile defaatle işlemeniz mümkün. Zira bilinç dediğimiz şey de bir defa duyup öğrenmekle oluşmuyor.
  • Peygamberlerin hayatları, (Çocuklar için her bir peygamberden güzel bir rol model çıkabilir. 3-5 yaşlarından itibaren anlatılabilir.) Peygamberler tarihinde, trajik ve netâmeli hadiseleri de anlattım. Hz. Yusuf’un hikâyesi (kardeşlerinin kuyuya atması, Züleyha’nın daveti) gibi hadiseleri anlatmak, beni hayli terletti. Ama mevzuyu felsefi olarak irdelemeden yaşına göre kısa bir şekilde geçtim… Mesela, Hz. Yusuf’un kardeşlerini şeytanın kandırması, Züleyha’nın Hz. Yusuf’u kötülük yapmaya çağırması gibi, çocuğun yaşına ve idrakine göre genel ve yumuşak ifadeler seçilebilir. Bunları belli bir yaşa kadar anlatmamayı da tercih edebilirsiniz.
  • Mucizeler, Peygamberlerin ve toplumlarının hayatlarında önemli kilometre taşlarıdır. Olağanüstü hadiseler olarak mucizeler, özellikle 4 yaşındaki çocukların abartılı şeylere olan merakları ile birleşince mucizelerin mesajları ile birlikte anlaşılmasına imkân sunar. Batılıların kendi çizgi filmlerinde, mutasyon ve hayal ürünü olan süper kahramanlar (Spiderman, bir örümcek ısırınca, batman bir yarasa etkisiyle “dönüşmüş”) varken, biz niye asası gerçekten kocaman bir yılan olan Hz. Musa’yı anlatmayalım?
  • Allah Teâla ile ilgili ayetler (Allah’ın herşeyi yaratan olduğunu, en çok O’nu sevmemiz gerektiğini, kimleri sevip, kimleri sevmediğini, iyilik yapanları cennetle mükafatlandıracağını, şeytana niye izin verdiğini, sonsuz güç, kudret, iyilik ve güzellik sahibi olduğunu..)
  • Namaz, diğer ibadetlerle ilgili ayetler
  • Hayvanlarla, deveyle, ineklerle, kuşlarla, örümceklerle, sineklerle ilgili ayetler (Bunlar 3-5 yaşlarından itibaren çocuklar için çok ilgi çekicidir.)
  • Dağlarla, denizlerle, gemilerle, yağmurla, bitkilerle, ilgili ayetler (3-5 yaşları ve sonrası için)
  • Dünya hayatı, Ahiret ve ölüm (Ölüm konusu 5 yaş altı için biraz hızlı geçilebilir. Dede-nene gibi yakınlardan biri vefat etmişse, usulünce değinmek yerinde olur. Hayvanların, bitkilerin ölümleri üzerinden anlatılabilir.)
  • Cennet ve cehennemle ilgili ayetler (Cennetin güzellikleri daha vurgulu anlatılabilir. Cenneti fazla vurgulamak, 4-5 yaşlarında, “bir an önce ölüp cennete gitmek”, ya da “ölmek istememek” gibi yan etkiler yapabiliyor, çocuğun yaşına göre dozunu iyi ayarlamalı. Cehennem de inatçı “kötüler”in hakettiği, Şeytanın ve ona uyan hep kötülük yapan, kötü, “köskötü” insanların gideceği yer olarak anlatılabilir.)
  • Melekler, cinler ve şeytanlarla ilgili ayetler (Şeytanın bizim/insanlığın düşmanı olduğunu. Özellikle şeytan, bir kötülük figürü olarak, çocuğun zihninde ve eylemlerinde önemli bir muharrik. Şeytanı kızdırmak, kafasını kırmak için Kur’an okumak, namaz kılmak önemli bir motivasyon kaynağı olabiliyor. Hacda şeytan taşlanır, semboliktir ama yetişkin bireylerde bile psiko-sosyolojik etkisi aşikârdır.)
  • Bazen miras, vasiyet, talak vb. ayetleri geliyor. 8-10 yaşındaki bir çocuk için buralara girmeye lüzum yok. Ancak 15-18 yaşlarına geldiğinde kısa kısa bahsedilip farkındalık oluşturulabilir. (Yani 15-18 yaş için müfredat hazır.)

Bir ayette Allah’ın kimleri sevdiği, şeytanın dostlarının kimler olduğu, nasıl davrandığı anlatılıyor diyelim. Çocukla soru-cevap şeklinde, neler yaparsak iyilik, güzellik, doğruluk olduğu, Allah’ın bizi sevebileceği, neler yaparsak şeytanın memnun olacağı söylenebilir.

(ÖNEMLİ NOT: Allah’ın sevmediği haller, yahut cehennemle ilgili konular, üçüncü tekil/çoğul ve “kötü” insanlar üzerinden anlatılmalı. Olumsuz sıfatlar, ben-sen gibi, birinci-ikinci şahsılar üzerinden, ya da yaşayan bir isim/bilinen bir örnek üzerinden anlatılırsa olumsuz bir etki doğurabiliyor.)

Özet olarak, eğer dilinizi güzel kullanabiliyorsanız, çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim/etkileşiminiz varsa, -bittabi yaş ve idrak düzeyini gözetmek şartıyla- anlatamayacağınız mesele yok.

Çocuğunuzun yaşı büyüdükçe, önceki senelerde anlattığınız konuları farklı yönleri ve ayrıntıları ile anlatabilirsiniz. (Mesela gemilerin su üzerinde gitmesi, ilkokul çağı için maddenin özellikleri, suyun kaldırma kuvveti ile bağlantılı olarak, ortaokul-lise için, denizciliğin ve gemi teknolojilerinin bilgileri bağlamında, daha ileri yaşlarda dünyadaki denizcilik sistemi, siyaseti, Müslümanların ve diğer milletlerin denizcilik kültürleri bağlamında vs. anlatılabilir.)

Kur’an’la ilgili söyleyebilecek çok şeyimiz var. Bu kadarı bir fikir vermek açısından kafi gelir. En nihayetinde Kur’an bitmeyen bir hikâyedir: insanın ebediyyet hikâyesi.

Siyer ya da Sünnet eğitimi

Siyer, yapısı icabı tarihi bir hikâyedir; olaylar örgüsü vardır. Ancak bu örgüde, Rasulullah Efendimizin hayatını bilgi düzeyinde öğrenmek, çocuğun sadece merak ve bilme ihtiyacına hitap eder. Oysa Rasulullah Efendimizin hayatı, herhangi bir hikâye gibi okunup geçilecek bir kurgu değildir. Hayatımız için dersler çıkarmalı, ahlaki/fikri referanslar almalı ve çocuklarımızın gönüllerinde Nebevi örneklikle duygudaşlıklar inşa etmeliyiz. Bunun için siyer okuyup geçmek yerine, okuyucu/anlatıcı olarak; kitapta anlatılan bilgileri çocuğunuzun zihin dünyasına ve gönül frekansına göre işlemeniz gerekir.

Rasulullah Efendimizin çocukluk dönemine ilişkin anlatılar, çocuğunuzun Rasulullah Efendimizi daha yakın hissetmesini ve anlamasını kolaylaştıracaktır. Medine’de akraba çocukları ile yüzme öğrenen, Annesini kaybeden, amcasının koyunlarını güden, diğer çocuklarla birlikte oyunlar oynayan bir insan.

Hz. Peygamberin ileriki yaşları, evlilik çağı önemli bir safhadır. Evladınızın, Rasulullah Efendimizin çocukluk döneminden itibaren, bu ilk gençlik yılları, evlilik ve babalık dönemlerini, sizden birkaç defa dinlemesi iyi olacaktır. Vakti geldiğinde, ne yapacağına dair değer kodları gönül âleminde hazır bulunur.

Siyerin özellikle davet ve tebliğ hayatı ince ince işlenmelidir. Müslümanlığın ne olduğu, iyiliğin-kötülüğün, doğru ve yanlışın, güzelliğin ve çirkinliğin ne olduğu bu davet hayatının anlatım sürecinde, çocuğun gönül âlemin çok kaliteli bir şekilde örülebilir. Mekke döneminde Müslümanların “Allah bir” dediklerini, taşlardan-tahtalardan ekmek-yemek-mutluluk istemenin gülünç olduğunu, kelime-i tevhidin aslında insan hayatında ne anlama geldiğini, kötü/kafir olanların iyi-doğru-güzele neden karşı çıktıklarını, buna rağmen Müslümanların iyi-doğru-güzelden ödün vermeyerek âlicenap davrandıklarını, Müslümanların etraflarında cereyan eden kötü gidişata sessiz kalamayacaklarını, insanları kırıp-dökmeden güzelliğe iyiliğe davet etmeye her fırsatta devam etmeleri gerektiğini vs. anlatabilirsiniz. Medine döneminde, hicret, muahat, sosyal yardımlaşma-infak, cami inşası ve sevgisi, savaşlar-anlaşmalar, zafer ve mağlubiyetler, fakirlik ve zenginlik, şehitlik ve fetih vecdi konuları (çocuğunuzun yaşına ve idrak seviyesine göre) ince ince işlenebilir.

Rasulullah Efendimizin hayatındaki neşeli, güzel, doğal günler kendi akışı içerisinde anlatılabilir. Sıkıntılı, zor, acılı, ölümlerin de bulunduğu sahneler de anlatılmalıdır. Zira dünya hayatı “sütliman ve sorunsuz” bir hayat değildir. Siyer anlatılırken, dünya hayatının gerçekleri, ilgili yaşları geldiğinde yahut benzer olaylar yaşadığında, çocuğunuza nasıl davranması gerektiğini de öğretebilirsiniz. (Mesela “böyle/benzer bir hadise yaşasa ne yapardı, ne hisseder düşünürdü” gibi sorularla önce onun fikrini almayı deneyebilir, gerekli düzeltmeleri yapabilirsiniz. Sonra hikâyenize kaldığı yerden devam edersiniz.)

Rasulullah Efendimizin hayatındaki mucizevi hadiseler, elbette mühimdir. Ancak Nebevi hayatın bütününe bakıldığında, herhangi bir insanoğlundan çok daha fazla “dünya hayatının çilesini çekmiş” bir insan görülür. Yani çocuklar, dünya hayatında üzerlerine düşenleri yapmalı, sabır gerektiğinde sabır ve tahammül etmesini bilmeli, her dara düştüklerinde kendilerini kurtarıverecek bir mucize ya da kurtarıcı beklemek yerine, üzerlerine düşen sorumlulukları içinde yaşadıkları şartlar çerçevesinde yapmalılar. Her fırsatta, her türlü zorluğa rağmen ilkelerinden taviz vermek bir yana, çevrelerine faydalı olmayı şiar edinmeliler.

Hadisler de, Siyerden farklı olarak, daha doğrudan öğretim-eğitim bilgileri içeren metinlerdir. Siyer anlatısında ara ara, Hz. Peygamber’in sözleri olan Hadislerle ilgisi kurularak daha nitelikli bir bilinç de işlenebilir. Hadislerin içeriklerindeki ahlaki, ibadet ve muamelata dönük bilgiler, Siyer anlatınızı daha sağlam ve eğitici kılabilir. Aynı zamanda çocuğunuzun Hadis kültürü kazanmasına da vesile olursunuz.

Siyerin bir olay örgüsü/hikâye olduğu, bizim için esas olanın örnek alacağımız Sünnet olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Son olarak, tıpkı Kur’an-ı Kerim gibi, Siyer ve Sünnet de bitmeyen bir hikâyedir. Her sene, çocuğun yaş ve idrakine, sizin yeni öğrendiğiniz bilgilere göre, güncellenerek anlatılabilir.

Kitap Okuma Eğitimi – Kitap Sevgisi

Kitap yazmak var, okumak var. Yazar kitabını bir şekilde yazmıştır. Ancak o kitabı çocuğunuza okuyan sizsiniz. Sesli okumak bir canlandırma işidir. Ve her canlılık, o âna mahsustur. Söz, canlandırma, yorum, çöl kumları üzerine yazı yazmak gibidir. İz bırakır elbette, ancak ikinci bir rüzgâra kadar. Geriye “güzel, iyi, doğru” gibi, bir iki kelimelik bellek ve gönül izleri, daha çok da ebeveynle geçen zamanların tadı kalır. Bilgilerin çoğu uçar gider. Aynı konuya ikinci defa döndüğünüzde, aynı canlandırmayı yapamazsınız. Ancak bilgiler yine oradadır. Tazelenir ve güçlenir. Bilinç oluşmaya, gelişmeye başlar. Mesele de zaten ana mesajların yerleşmesidir.

Çocuğunuza okuma yazma bilmediği zamanlardan itibaren, kitap okursanız, kitaplarla ilgilenmeye ve sevmeye başlar. Her bir demet sayfanın içinden çıkıveren, bambaşka ve rengârenk hikâyeler, sizin anlatı yeteneğiniz ve çocuğunuzun ebeveynle geçirdiği keyifli vakitle birleşince, küçük dimağlar için kitapları sevmemek pek mümkün olmaz.

Önemli bir ipucu da şu, evinizde siz de kişisel olarak kitap okuma alışkanlığınız varsa, çocuğunuz sizi telefon ve ekran karşısında gördüğü kadar kitaplarla görürse, kitapların şansı hiç de az olmaz.

İlerleyen yaşına bağlı olarak evinizde sene boyu süren kitap okuma yarışmaları yapabilirsiniz. Herkes yaşına göre kitaplar seçerse, keyifli bir rekabet doğabilir.

Çizgi Film Eğitimi ve Dijital Okuryazarlığa Giriş

Efendim, apartmanda çocuk yetiştirmek, saksıda limon, yahut evde tosbağa büyütmek gibi bir şey. Doğal değil. Önce bunun farkında olarak başlayalım.

Bu gayr-i doğallığın içinde, çocuklarımızın “doğal” ve ruhen sağlıklı olmalarını istiyoruz. Zor. İmkânsız değil. Buraya kadar anlattıklarımızın çok ötesinde, anlatamadığımız birçok şey daha var elbette. Biz bazı hususlara değinebiliyoruz. Ruhi sağlığımızı korumak, biraz da herkesin kendi bileceği, geliştireceği bir meziyet.

 Esasında, her araç gibi, teknolojiyi de düzgün kullanamamak, her yaş için sıkıntı doğurmaktadır. Bu tür sıkıntıları engellemek yahut en aza indirmek için dijital okuryazarlık kavramı geliştirildi. Yani teknolojiden uzak durmak değil, bilinçli kullanmak. Sağlıklı bir hayat için bu bilinçli teknoloji kullanımı içinde, belli bir saat sınırlamasının da olması gerekli. Bu konuda bireysel farklılıklara ve uzmanlara müracaat edilebilir. Biz, burada sadece çocuklarımızla ilgili bazı temel hususlara değinmek istiyorum.

İşin esprisi şu; çocuğunuza dijital okuryazarlığı öğretirken, yazımızın başlarında zikrettiğimiz zevk ve duyguların, örnek alınan kişilerden kopyalanarak öğrenildiğini hatırda tutarak, birlikte kullanmaya başlamanız önerilir. Yani ilk çizgi filmler beraber izlenir, diziler beraber izlenir. İnternet beraber kullanılır, telefon beraber… Olumlu sahneler için onaylayıcı yorumlar, olumsuz sahneler olumsuz eleştiriler içeren yorumlar yapılır. Bu şekilde ailenizin, inanç, fikri görüş ve değerlerinden oluşan standartlarınızı evladınıza nakletmiş olursunuz. Bir şeyler izlerken yorum yapmak, konuşmak size pek hoş gelmeyebilir. Ama yorumlamazsanız, ilgili sahnelerin içeriği her neyse olduğu gibi çocuğunuzun hafızasına kaydedileceğini ve ileride “babamla bu tür şeyleri izlerdik hiç itiraz etmezdi, tepki vermezdi” gibi bir iz düşümü olacağını unutmayın. Yani çocuğunuz sessiz kalışınızı onay olarak algılayacaktır. Bu beraber izleme/kullanma süreci, siz çocuğunuzda belli bir zevk, ahlaki duyarlılık ve fikri bilinç oluştuğuna kanaat getirene kadar sürmelidir. Esasen bu her zevk-duygunun eğitim sürecinde için uygulanabilir.

Bir yöntem olarak da izlediği/niz filmlerden sonra çocuğunuzun aklında neler kaldığını sorabilirsiniz. Hem çocuğunuzun ilgilerini keşfetmenize yardımcı olur, hem de en çok hangi sahnelerden etkilendiğini anlamış olursunuz. Gerekli tedbirleri almak size kalmıştır.

Çizgi filmler, yapısı gereği; doğal olmayan, renkli, hareketli sanal bir dünyadır. Çoğu zaman ince işlenmiş bir senaryo ile çocuğa hitap eden tarzda hazırlanmış cıvıltılı bir formattır.

Özellikle batı kültüründe üretilen çizgi filmler, bizim kültürel kodlarımız açısından çoğu zaman uyumluluk sıkıntısı yaşayabildiğimiz, ardında iyi niyetli bir pedagoji olmayan yapımlardır. Çizgi filmlerle, junior düzeylerde başlayan kültür mühendisliği yapılır. Hayli teorik oldu farkındayım. Birkaç örnek vereyim; mesela ilk oğlum 7 sene evvel, 1-2 yaşlarındayken Caillou çizgi filmini izlediği zaman, hırçınlaşıyor, Pepe (ilk yapımlarını) izlediği zaman sevecen oluyor, şirinleşiyordu. Bu sebeple eşimle, genel olarak yerli olmayan, ya da bizim tarafımızdan kültürümüze uygun olmadığını düşündüğümüz yabancı kaynaklı çizgi filmlere ambargo uygulamak durumunda kaldık. Yani sorumlu bir ebeveyn iseniz, oturup çizgi filmleri önce siz bir izleyeceksiniz. Onaylıyorsanız çocuğunuza da izletebilirsiniz.

İkinci çocuğum, 2 yaş öncesinde çizgi filmler izliyordu. Ancak hayal dünyasına olumsuz etkileri oldu. Sonra görüştüğümüz uzmanlarla bir takım tedbirler aldık ve normalleşmeye başladı. Ancak halen o zamandan kalan korkuları var. Özellikle 2 yaş öncesindeki çocuklar, hayal ve gerçeği, 4 yaştan önce rüya ile gerçek hayatı da ayırt edemiyorlar. 6 yaştan önce zaman mefhumu oturmuyor. Yani çocuğa “oyalansın” diye verdiğiniz şeylerin, hiç tahmin edemeyeceğiniz son derece olumsuz etkileri olabiliyor.

Öğrendik ki, çizgi filmler, ya da ekran, 2 yaş altı çocuklar için kesinlikle tavsiye edilmemekteymiş. 2-4 yaş arası için ebeveyn nezaretinde günde yarım saat, 4-6 yaş arası benzer şekilde kontrollü olarak verilmeli imiş. 6-12 yaş arası dönemde telefon ve ekran görece özerk kullanılabilirmiş. 15 yaşından önce telefon/internet bağlantısı olan cihazların, kişisel özgürlük kapsamında verilmesi, çocuğun psikolojik ve ahlaki gelişimi açısından, aileye bireyin özelliklerine göre değişen oranlarda sorunlar doğurabilmekteymiş.

Netice olarak çocuğunuzun entelektüel kabiliyetlerini köreltmemek adına, sanal dünya etkileşiminin sınırlı ve kontrollü gelişmesi önemlidir. Çocuğun vaktinin çoğunun oyunla, oyuncaklarla, akran/arkadaş grupları ile geçmesi, anne-babasıyla oyun/kitap okuma vb. aktivitelerle yapması, sağlıklı psikolojik gelişimi için gereklidir.

Efendim uzunca bir yazı oldu. Etrafımızda dolaşan, mini mini, türlü şirin halleri ile cici cici kullar, kul olmak bakımından Allah’a bağlılar. Biz ebeveynlerine emanet olarak, onların kulluk bilinçlerini de şekillendirmekle mükellefiz. En başında belki de onları bizden “bağımsız kullar” olarak görmekle başlamalıyız.

Bir eğitimci, bir baba, bir ilahiyat mezunu ve kendi halinde bir müslüman olarak, gücüm, idrâkim, bilgim buna yetti. Çocuklarımın meşrepleri de eklenince yakın mazimde böyle bir tecrübe çıktı. Biraz da istikbale dair fikirlerden, niyetlerden derledim. Umarım faydam olur.

Hatalarımızı fark edip düzelten veya damdan düşen diğer babaların tecrübelerini de öğrenmek isterim.

Allah Teâlâ, hatalarımızı setretsin, akıbetlerimiz hayr olsun inşallah.

One comment

  • Hayırlı sabahlar, benim genç bir arkadaşım var. Oğlu dokuz yaşlarında. YouTube videolarını izliyor annesini soru yağmuruna tutuyormuş. Bunun sorularına mantıklı cevaplar verebilecek dini bir site yok mu diye bu akşam bana sordu ve benden yardım istedi. Çocuk her söylenen de mantık arıyor, ben cevaplamakta yetersiz kalıyorum, diyor. Ben çocukken babam bana bir düzüne kitap getirmişti. Resimli değildi ama peygamberlerin hayatlarını bir çocuğun anlayabileceği şekilde anlatıyordu. Arkadaşımın çocuğunun annesine bugünkü sorusu: “Bazı insanlar hem sağlıklı hem zengin hem güzel. Kötülükte yapmıyorlar. Onlar da cennete gitmeli. Neden gitmiyorlar. Eşitsizlik oluyor.” Selamlar.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s