Başka yolu yok, çünkü bunun için varım.
işte geceyi israf eden kelimelerle, sabahı yakan hasret bir an kadar uzak bana. O an’in yolculuğuna çıkacağım, tüm derdim tasam bu. Gerçekliğin terazisinde vuruldum sürgüne, şimdi hayalin gemisinde kaçıyorum.
Bir bahçe düşlüyorum indiğim limanda. tenha sokaklarında kedilerin bile dillerinden anlayan ihtiyar kadınlar düşlüyorum. Bir pencere altında konuşan iki gencin uzaklara hasretiyle, gün görmüş cami cemaatinin asker özlemleri karışıyor havaya. Bu havanın estiği bir bahçe düşlüyorum. Beni kaçıran geminin dümeni çatlak olsa da.
Sandığım kadar uzak değilmiş galiba uzaklar. Bir perde iner ve bir perde kalkar. Gözle güneşin, sesle karıncanın kucaklaşması gibi bir inip kalkmadir perdenin hareketleri. Yer yer tozla, yer yer gölge ile görünür olur herşey. Ama illa ki perde gerektir. Uzağı uzak, yakını yakın bilmek için.
Tutundugum korkulugun hiç de elle tutulur bir yani yok. Bir afet olur belki denizde şimdi, dümeni çatlamış gemiyi bir aşk mektubu gibi kucaklar. Minnet olmasın, bir fincan umudun kırk bin yıl hatırı vardır. Denize suyu veren, bu geminin agaclaridir evvelemirde.
Hikaye böyle bilinir, böyle gider. Ben bu yola çıkacağım, başka da şansım yok zaten. Severek mi? Elbet severek.

Yorum bırakın