Kağşak yaprak serili yolaklar ıssız evler arasında
Yaşam çarpıntıdan ibaretti bir hayli peşi sıra koşardım alacalanmış
Sabahlar yeşerirken… Sevinçten çıldıran bir tazı sanki kovalardım uçucu gölgeleri
Kuşluğun sütü sahanda tüter, kavlıçlılar tencereyi yüklenirdi
İniltiler kalınlaşır kınalı avuçlarla
Babannem boyunca ip eğirir, hayalleri uğurlardı aklından
Eşikte adımlar sayılmadan çoğalırdı
Sular çekildikçe çeşmelerden soluk soluğa döner
Helecandan ter basmış
Hanımelilerini emerdim diplerinden… Arı iğnesini tadana değin
Boğazım yangıya aşina değilken halen
Adının sesini işitmemiş, tuhaf aydınlığı görmüştüm akşamleyin… Buğusu kayalarda tüter
Kokusu ücralardan sokulurdu düşlerime… Ay kuluçkasına yatmış tortop
Yılanlar kuytularda uyuklarken… Yer ışırdı daima
Yarınlar aylanacak topraklardı
Gök! Deli bozuk bir kadın… Mavi koyu beyaz kanamış
Yaban çilekleri devşirir hep yokuşa doğru… Sürekli mırıldanır
Giderdim… Ardınca… Yağmur zifiriyle beraber hışırtılı gündüzün
Otların arasından… Saçılmış gölgelerle üstüm başım allak bullak
Peşi sıra uyarılar, azarları alır atardım eslemeden… Kovalardım o boşluğu
Yusuf! Nedendir… Bilirsin… Hasetlikten
Örümcekler ağlarına deseni neden katar? Tuzağa çekmek için
Yaşam eğlentiden ibaret!
Yaz kaynar, kokuşur, su derisini değiştirmeden halen… Güz erer
Etten kalmadır gölgem, kara yağıza çalmış… Nedendir bilmem!
Ay sönmüş müdür nihayet… Nehrin kıvrımında mı çatlar? Kuyulara sokulan karanlıkta mı… Bundandı

Yorum bırakın