Kitaplardaki İnsan

Yazar: Tuba Terzioğlu

Kitap sadece mürekkep ve kağıt mıdır? Yoksa insan düşüncesinin varlık sahnesine çıkma teşebbüsü müdür?

Ben kitaplarla yaşadım. Onlar benim için sayfalara yazılmış düşünceler değil, var olma biçimleriydi.

Tanıdığım insanların bir kısmayla sokakta, diğer bir kısmıyla ise sayfalar arasında karşılaştım. Mesela Zeze’yle büyüdüm ben. Bir çocuğun kalbinde nasıl bu kadar çok acı birikebilir, onu tanıyınca öğrendim. Bir portakal ağacına konuşmak bana delilik gibi gelmedi ondan sonra, ben de kendi yalnızlığıma konuşur buldum çoğu zaman, kendimi. Çok geç fark ettim; canımı acıtanları öldürmeyi de Zeze’den öğrendiğimi. Annem kindar olduğumu düşünüyor, oysa kin tutabilmek için kötü olayları hep hatırlamam, canımın acısını hep diri tutmam gerekir. Ben ise Zeze’den öğrendiğim üzere silah kullanmadan, sadece unutarak insanları öldürmeyi âdet edinmiştim çocukluğumdan beri. Cengiz Han’a küsen bulut gibiydim tabiri caizse. Bir kere vazgeçtim mi bir insandan, onun için dökülecek ne bir damla yaşım, ne de başını kollayacak gölgem kalırdı yeryüzünde.

Biraz daha büyüyünce Raskolnikov’la tanıştım. Onun odasının havası hâlâ dar gelir bana. Sanki suçun kendisi ete kemiğe bürünmüş nefes alıyor gibidir orada. O, bana insanın kendi iç mahkemesini gösterdi. En büyük cezanın, affedilmemenin değil de insanın kendini bir türlü affedememesi olduğunu ondan öğrendim. Raskolnikov o gün bir tefeci kadını öldürmedi sadece, kendi masumiyet ihtimalini de gömdü o odaya.

Jean Valjean, bana bağışlanmanın bir insanı yeniden var edebileceğini gösterdi. Piskoposun sessiz merhameti, adı gidip numarası kalmış bir adamın, yeniden doğuşunu gösterdi, hem de ne doğuş.

Dostoyevski, “Hepimiz Gogol’un Paltosundan çıktık.” derken abartmıyordu. Akaki’nin paltosunda kendi silik gölgemi buldum. Bir paltoya sığan bütün bir hayat… Bir “siz” hitabında saklı olan varlık sevinci…

Henüz yirmili yaşlarımdayken Yedigey’in asra bedel günü kadar olmasa da o günkü ömrüme bedel bir gün yaşadım, babamı kaybettim.  O günden sonra hiçbir şey eski lezzetinde olmadı.

Anneliğimin ilk yıllarında Kino’yla tanıştım. Steinbeck olaylar karşısında zavallı Kino’nun yüreğinin ritmini o kadar güzel betimliyordu ki sonrasında ben de kendi ritmimi duyar oldum, hatta bazen ritmi kendim seçiyordum. En büyük özgürlüğün yeri geldiğinde bir şeylerden vazgeçmek olduğunu da yine Kino’dan öğrendim.

Bir de Gregor Samsa var elbette…

Bir sabah yatağında kendini böcek olarak bulan; o sessiz, genç adam. Ne suç işlemişti de insanlıktan dışlanmıştı öylece. Onun hikayesinde bir sabah böcek olarak uyanması değildi asıl trajedi, insanın artık kimsecikler tarafından sevilmeye değmez bulunmasıydı! O eve gidip annesini ve kız kardeşini yakalarından tutup sarsmak istedim çoğu kez. Ne ben bir şey yapabildim ne de onlar merhamete geldi, Samsa onurlu ve sessiz mücadelesini sürdürdü ölümüne değin. Çünkü bazen insan olmak, sadece acı çekmeyi sürdürme cesaretini gösterebilmektir! Tıpkı Gazzeliler gibi…

Doktor’un Karısı var bir de… Tüm şehir beyaz körlüğe yakalanmışken, görme yetisini kaybetmeyen… Pislik, acı, kargaşa ve barbarlık içinde yaşayan körlerle yaşamaya devam eden… Doktor’un Karısından insan kalabilmeyi öğrendim çok sonra. Hani Saramago diyordu ya “Biz kör olmadık, biz zaten kördük.”… Körlüğün bir hastalık değil bir tercih olduğunu; görmemenin görüp de susmaktan çok daha kolay olduğunu da ondan öğrendim…

Tüm bu karakterler içimde bir araya geldi. Birinin merhameti, diğerinin pişmanlığına karıştı. Zeze’nin gözyaşları, Raskolnikov’un kendiyle mücadelesine; Jean Valjean’in duası, Akaki’nin ıssızlığına; Doktor’un Karısının bakışları, Kino’nun peşini bırakmayan lanete karıştı. Cengizhan’a küsen bulut, Samsa’yı kaderine terk edenlere de küsmüştü artık.

Ve ben, hepsinde biraz kendimden buldum, biraz da onlardan topladıklarımla oldum.

Artık bir kitap açtığımda sadece okumuyorum, okuduğumun da kendim olduğunu gördüm en sonunda.


YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın

YineDergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin