Yazar: Mustafa Barış
“Geçmişe takılıp kalırsan bir gözünü,
Geçmişi tamamen unutursan iki gözünü birden kaybedersin.”
İngiliz Atasözü
Keşif, Arapça kşf kökünden türemiştir. Ortaya çıkarma, örtüsünü açma anlamına gelir. Yine Arapça vcd kökünden gelen icad ise yaratma, var etme, peyda etme, ihdas etme anlamlarına gelir.[1] Keşif ve icad eylemleri tümden geçmişten bağımsız ortaya çıkmasa gerektir. Geçmiş ile geleceğin ilişkisini kuran ve bu iki unsuru birbirine bağlayan faktörün akıl olduğu su götürmez bir gerçekliktir. Akıl, bilgi elde etmenin yanında insanı temel ahlaki ödevlerine yöneltme konusunda da ayırt edici bir rol oynar. Kâdı Abdülcabbâr’a göre akla, akıl denmesinin sebebi devenin bağlandığı ipe benzetilmesidir. Devenin yapmayı istediği şeylere engel olan ipe akl denir. Nefsin her istediğini yapmasına engel olması yönüyle bir benzerlik kurulmuştur. Diğer taraftan deveyi bir yerde sabit tutan aklın bir başka fonksiyonu ortaya çıkar ki bu da, anlama ve istidlal ile diğer bilgilerin kendisi ile sabit olduğu şeydir.[2]
Akıl kavramında hem ahlakî hem de epistemolojik boyutlar mündemiçtir. O halde insanlığı yapanın akıl olduğu çıkarımı yapılabilir. İlahi beyandaki kullanım bunu desteklemektedir. Kur’an’daki kullanımıyla kalp, düşünmenin gerçekleştiği bir yer olarak işaret edilir.[3] Bu bağlamda ilim de, gerçek anlamda ve güçlü şekilde insanları birbirine bağlayan en büyük nimet olarak temayüz eder. Her ilmin bünyesinde bilgiye ulaşmanın sevilmesi vardır. Etimolojik cehd ile “bilgelik sevgisi” olarak tercüme edilen ifadenin kapsamına yalnız felsefe değil[4] fizik, kimya, biyoloji, astronomi, matematik, kelam vb. tüm disiplinler de girmektedir.
Bildikçe -ister ilim ister irfan kökünden olsun- insanın bilgisi mi, cehaleti mi artar? İnsanın bilgisinin arttığı bir vakıa/somut bir gerçeklik olarak duruyor her öğrenilen, her dağarcığa katılan bilgiler toplamı ile. Diğer yandan, her öğrenilen bilgi aslında öğrenilmesi gereken/mümkün olan daha büyük, ama gerçekten büyük bir bilgi kümesinden haberdar etmiyor mu her “öğrenciyi”? Cevap “evet” ise, bilgisizliğin yakından hissedildiği, acizlikle yüz yüze gelindiği bu süreçte “bilgelik” sahibi olunmuyor mu? Sorular ve analizlere verilen karşılıklar değişiklik gösterebilir. Ama altı çizilmesi gereken; aklî olanı araştırıp, değerini bilip, ahlaki değerlerle gerçekleştirenler ile bu farkındalıkları olmayanlar arasında derin ayrılıkların var olduğudur. Var olacağıdır.
İlk gönderimize, ilk hikayemize atıfla bitirelim: Ezcümle açıklamaya çalıştık ki, “Her bilenin üstünde bir bilen vardır.”[5] Allah’ın ilmini artırdıklarından olmak suretiyle, “bilenler”, “bildiğini bilenler”, “bilmediğini bilenler”, “bilmediğini de bilmeyenler” olarak sınıflanabilecek kümelere dahil olmayı diliyor ve istiyorum kendi adıma. “İnsan beynindeki bağlantıların sayısının evrendeki atomların sayısından fazla olduğunu”[6] düşünürsek alınacak çok yolumuzun olduğu bir vakıa, bir müjde, bir umut… Umarım “başka bir yazarın tek bir cümle yazabilmesine yardımcı olabilmek için doğan”[7] bir yazar olarak iş görmüşümdür. Şimdi artık müsaadenizle, “cehaletimi” daha da artırmaya niyetim var!
[1] Nişanyan Sözlük, https://www.nisanyansozluk.com/kelime/ke%C5%9Fif
[2] Hulusi Arslan, Mu’tezile’de İyilik ve Kötülük, İstanbul: Endülüs Yay., 2021, s.73
[3] A’raf 7/179.
[4] Jeffrey Kaplan, https://www.youtube.com/watch?v=wwT4N_v0-WQ&t=1487s
[5] Yusuf 12/76.
[6] Amélie (2001) filminden bir replik.
[7] Ernest Miller Hemingway, Yazmak Üzerine Notlar, çev: Elif Derviş, Ankara: Bilgi Yay., 2025, s.14


Yorum bırakın